Ağustos 24, 2011

ilk çocuğum babam

Çocuk parkında sinirden kuduran bir yetişkin olduğunu ancak gecenin ikisinde fark edebilmişti. “Siktir ya, üç saattir bu bankta mı oturuyorum ben?” Algılarının açılışını TEKEL 2000 paketinin bitişine borçlu olduğunu elinden düşen boş kutu sayesinde anladı. Sigara sömürürken kendi kendine konuşup küfürler ettiğiniyse biri gelip yüzüne söylemezse asla bilmeyecekti. Üç saat öncesini düşünüp yine dellenmeye başlamıştı. Aslında düşündüğü birkaç saat öncesi değil bir ömürdü. Ezan okuyan, namaz kıldıran birisi ipsiz sapsız bir herife nasıl dönüşürdü ki? Ters tepen baba baskısıyla bu dediğimiz şey mümkündü elbette. İnsan kendi doğrularını yaşamakla kalmayıp yaşatmak için de alabildiğine uğraşırdı öyle ya. Dedemin doğrusu da dayak yollarından geçiyordu ve sorgusuz sualsiz suçlamalardan… Terbiye böyle verilir. Kendi de öyle görmüş napsın? Aslında o da “babam gibi olmuycam ben” diyerek yola çıkanlardandı. Babası gibi olmamayı az çok başarmış olansa benim babamdı. Kafa rahatlığıyla dinsizim sayesinde. Gel gör ki babam bir baba olmayı başaramamıştı.

  Din bilgisi çok olanın şeytanı da bol olur derler. Hani onu yoldan çıkarmak paha biçilmez günah “point”lerine sebep olacağından herhalde.  Şeytanı bol babam sağlam bi dayakla 180 derece dönüvermiş gittiği yoldan. Sonra içki, sigara, kadın, aylaklık… ne ararsan işte. Eli açıklıktan savurganlığa bir gidiş. Yani demem o ki babalık vasfından alabildiğine uzaklaşmış. Ama dedem bunu tersine çevirmek için düşmüş gelin arama yollarına. Öyle ya da böyle dedem dürüst adamdı. Her “kız” istemeye gidişlerinde “benim oğlum ipe sapa gelmezin tekidir, ona göre” demiş. Bir herifin babası böyle diyorsa kim kabul eder ki onu? Mesela benim büyükbabam etmiş.

  Not: Köyün varlıklı ailelerindenmiş babamgil!

  Neyse hayat (prezeci ve minik tosba’ya selam çakıyorum) her türlü yüzünü göstermiş babama. Açıkçası babam da her yüzünü görmek için kaşınmış. İşte son geldiği nokta sevişmek istemediği için anneme bağırıp çağırması ve küfürler eşliğinde bir seramoniyle evden siktir olup gitmesiydi. Sonraki geldiği nokta ise -parktan sonraki durak yani- yatak odasında olmayan bir yataktı bira kokan ağzıyla.

haymatlos

Ağustos 23, 2011

hayat

. hayat için birsuru şey soylenır. hayat acı çekmektır, hayat umuttur, hayat fırsatlardır... bence hayat bir sikim değildir. hatta hayat berbat bir şeydir.hayat diye cumleye başlayan adam ukaladır. hayat hakkındakı dusuncelerını soylerken yuzu cıddıleşir, kaşları öne doğru kıvrılır, kafasını eğer, nefesının kokusunu yuzumuze vurur. cok çirkin gorunur ayrıca hayat uzerıne tavsıye veren adam. genelde arkasından kufur yer ," çok biliyon amına koyduğum"..hayat üzerıne konusan adam kendını bı bok sanar ama butun parasını kumarda kaybedince "boyle hayatın amına koyım" der. karısının adı hayattır ve hayat teyze hergün hayat uzerıne dusunun adamdan dayak yer.hayat genelde şaka yaptıgını sanar, ama buna kımse gulmez. bu kadar"hayat" kelımesını kullanmam sızı rahatsız etmek ıcındır. bakın gorun ne kadar sıkıcı bırsey.
  hayat selçuk abime 20 yaşında şaka yapmıştır, pompalı tüfekle.biz  bu şakaya çok gulmemiştik, hatta yengem ve amcam cok ağlamıştı. ben 10 yasındaydım, o benden 10 yaş buyuktu. 3 sene once amcam oldugunde selcuk abımın yanına gomduler. selcuk abımın mezar tasında 1978-1998 yazıyordu. ben ağlamaya başladım. adam benım yasımdayken olmuştu. ben daha doğru duzgun sevısememıstım , daha beşiktasın macını izleyememıstım inönude. istanbulu bir kere bıle gormemıstım, martılara sımıt falan atmamıştım.arkadaslarımla içip siktimin hayatı uzerıne konusmamıstım. ama selçuk abim benımle aynı yaşta pompalı tufekle olmutu. adam olmustu. 20 yasında. ve biz hep sucu katılde aradık. kuzenım onu oldurecegını soyluyordu. şerefsiz bu gun mezarına gitmiyor o ayrı. 
  katılinde bu siktimin hayatında gol çizgisini gecen bir vuruşu yoktu. annesı ve babası da yoktu ayrıca. cocuk esırgeme yurtlarında sureklı tecavuze ugradıgı için hastaydı. ona her yaklasan erkekten korkuyordu. 20 yasında hala cocuk olan selcuk abım, buna çocukca bır saka yaptıgı ıcın cocuk selcuk abımı oldurmuştu. bence suclu hayattı. babama anlatmaya çalıştım, " olum boyle soyut şeyleri dava edemessin " dedi. felsefeye inancım başlamadan bitmişti ogün.
 hayat şu sıralar benden saçlarımı, paramıi, siktimin umutlarımı, sevdıgım kadını, arkadaşımı, okulumu alıyor. yemin ederım bu hayat denilen piç, üzerinde düşüneni sikiyor.

amcam öldü

  on yaşlarındayken mehmet amcam benimle ilk defa konuştu "çok okuyan az bilir". o kadar inandırıcı söylemişti ki ben bir daha kitap okumadım.ne anlatmak istediğini çocuk aklımla anlayamadım ama anladığım başka bir şey vardı; amcam hastaydı.
   ilk defa on yaşındayken gördüm onu.uzun yıllar hapisteymiş. insan öldürmüş. on dokuz yıl. on dokuz yılın ardından evdeki kızgınlık gitmemişti. cinayet haberleri bizim evde hep suskunluklara sebep olmuştur. babam  cinayet işleyen 25 yasında bir genç görse, sigarasını küllükte unutur ve o sigara bitene kadar " bir genç daha böyle yandı "der  gibi bakardı. mehmet amcamın adını ara ara duyuyordum. evde. sonraları bodruma indikçe daha sık karşılaştım. kitapların önlerinde "arkadaşım mehmet ömür buyu muaffakiyet dilerim" yazıyordu. biz o kitapları sobada yakıyorduk. en güzel de "suç ve ceza" yanıyordu, sanki bir ironiymiş gibi.
 halam dedimin ölümünü amcama bağlıyordu. amcam geldikten sonra da hiç konuşmadı onunla. zaten. sonra öğrendim ki dedem zaten kansermiş ve çok da iyi bir baba değilmiş. amcam hastaydı ve çok konuşamıyordu. duyduklarıma göre on dokuz yıl kaldığı yer çok nemliymiş ve amcama da biraz işkence yapmışlar. ben o sıralar çok bir şey bilmediği için konuşmadığını düşünüyordum. çünkü yine bir şeyleri unutmak için kitap okuyordu. ilginçtir sigara içmiyordu ve hayatında hiç içmemişti. rakıyı değil birayı seviyordu ve pos bıyıkları yoktu. hiç bırakmamış, çıkmıyormuş zaten.
  bir gün amcam öldü. cenazesi kalabalık değildi. sesizce dedemın yanına gömdüler onu. evde derin bir sesızlık vardı. babanemın gözlerı ölürken de o günkü gibiydi. ben ve kuzenlerım lahmacun yeme peşindeydik, adettir buralarda.
 amcamı en cok babam severdı,  amcamda en cok babamla konusurdu. ondokuz yıl boyunca sadece babam ziyaret etmıs onu. babam evın en kucugudur. amcam babamdan 5 yas buyukmuş.
  amcam  23 temmuz 1978 günü şort gıydıgı ıcın kendısıne küfür eden adamı öldurmuş.üniversite de okuyormuş. erzurum üniversitesi-orman mühendisliği. ozamana kadar cok kıtap okumuş, okudukça unutmuş. babam dahil herkes amcamın bu cinayeti solcu olduğu için işledıgını dusunuyordu. babam bunu dusunurken kendısınınde bu yuzden cinayet işleyebılecegını unutuyordu.
  olmeden once amcamla konusmaya baslamıstık yavaş yavas. bana insanlardan ve vicdandan bahsedıyordu. en sevdiğim tarafı kadınları ve aşkları yoktu. daha onemlı konularla ılgılenıyordu; arkadaslık, kardeşlik, insanlık."senın babanın allahına ınanmıyorum "demıstı bır gun bana. "benım allahım bak bu" dedi. resmi şimdi tam olarak hatırlayamıyorum ama pos bıyıkları vardı ve soy ısmınde sesli harf neredeyse yoktu. ölmeden once bana o kitabı hedıye etmesını beklıyordum ama amcam benım duygusal bir piç olmamı istemedıgı ıcın vermedı.

amcam çok kıtap okumaktan öldü. babanemde  gözlerınde amcama hiç sarılamamanın özlemını tasıyarak öldü


miniktosba.

Ten percent vol 2

"imla hataları gözüme batar diyenler okumasın"

Sonra ben aniden çıktım,kız ters giden birşeylerin olduğunu farketti boşaldın mı diye sordu hemen,ben de yalan söylemeyi sevmediğim için doğruyu söyledim.(sonraları farkettim ki kadınlar gerçekleri duymak istediklerini söyler ama yalanları daha çok sever). Ne kadar boşaldın sorusunu yöneltti hemen evet cevabını alır almaz sanki ben tartıp boşalıyorum. ben de rakamı küçük söylersem az diye birşey demez diye “ten percent” dedim yani yüzde on .yüzde onun bir kadını hamile bırakabileceğini düşünemeden.           Duvar tuzla buz olmuştu “ten percent” karşısında artık karşımda ne yapsam bir türlü …(aklıma birşey gelmedi sizin aklınıza geleni koyun) vardı. Ağlamasını engellemeliydim devamlı ağlıyordu ne yapacağımı bilemiyordum ben de başladım lütfen ağlama yüzde ondan hamile kalmazsın filan bu arada kız tam hatırlamamak la beraber banyo ya da tuvalete gitti ardından ben de tuvalete gittim devamlı aklımda nasıl sakinleştireceğim düşüncesi vardı.tuvaletten çıkar çıkmaz odaya geri döndüm ama yoktu hemen banyoya baktım ışık yanıyordu ama kız yoktu birden kısık bir şekilde yine ağlama sesini duydum.odada yoktu tuvalette,banyoda da yoktu o zaman evin başka bir döşesinde olmalıydı eşyaları odadaydı çünkü salona gittim hemen ışık yanmıyordu salonda ama karartının içinde ağlayan bir karartı gördüm yaklaşınca çırılçıplak gördüm onu.sakinleştirmem lazımdı salona açılan odada ev arkadaşımla kız arkadaşı yatıyordu,sese kalkarsa siki tutmuştum uzun bir sure geyik konusu aynı zamanda taciz damgası yiyebilirdim zar zor odaya götürdüm(devamlı bana 21 yaşında çocuk sahibi mi olacağım filan diyordu arada annem geliyordu aklıma büyük ihtimal ilk cocuğunu kucağına 17 18 yaşında almıştı ama çağ değişiyordu işte )yatağını hazırladım kendi yer yatağımı da odaya götürdüm.kafamda filler sikişir şekilde yattım bu boktan nasıl çıkacağım telakkisiyle. Sabah on gibi bir arkadaş geldi eve kapıyı açtım selam sabah muhabbetinden sonra tekrar salondaki yatağıma döndüm o da salonda oturmaya başladı ama bende bir tuhaflık olduğunu anladı sonra baktım bizim yunan yarım saat sonra salona geldi ben de uyanmak zorunda kaldım tabii sonra üçümüz muhabbet etmeye başladık öteki arkadaşlar daha uyanmamışlardı.arkadaş epey afalladı daha dün bizim evdeydi gündüz ve herşey sıradandı ertesi gün beni salonda uyurken ve odamdan bir yunan kadının çıktığını görünce epey bi afalladı durumu anlamaya çalışıyordu az çok çaktı galiba davayı ama benim neden salonda yattığımı çok çözemedi büyük ihtimal.vesselam böyle salonda ısınma muhabbetleri ederken bizim yunan arkadaşın görmeyeceği şekilde salonun odalara açılan kapısının arka tarafına gidip el işareti ile odaya çağırdı.odaya gittiğimde kapıyı kapattı yanyana yatağa oturduk başımı okşadı şımarıklık yapıp da sonra pişman olan çocukları affeden ebebeynler gibi üzülme der gibi. Nasılsın diye sordu,bend aha fazla pot kırmamak için “not good” dedim niye filan diye sordu ben de dün geceden dolayı filan dedim sonra yine şok oldum.yine beni öpmeye filan başladı belli ki istiyordu beni yarım saat seviştikten sonra odaya geçtik arkadaş yine şaşkın neler olur filan neyse ötekilerde uyandı kahvaltı filan herkes işine güçüne baktı sonra ev boşaldı biz yine şevişmeye başladık evde salonda odaya. Yunan ara vermeden hem benim ile sevişiyordu(ön sevişme sadece öteki bir  daha olmadı) hem de arkadaşımı ne kadar sevdiğini aşkını anlatıyordu belki dört saat filan seviştik sıkılmıştım artık paso dona boşalıyorduk evde su da bitmişti banyo etmek için kızılaya gitmek gerekiyordu yüklemek için ama para da yoktu. Kız benden devamlı arkadaşımla görüşme ayarlamamı istiyordu ondan kaçtığını hissediyordu. Arkadaşı aradım en son nasılsın filan görüşelim filan muhabbetinden sonra bir gün sonra önemli bir sınavı olduğunu ama eve gitmeden görüşebileceğini söyledi ben de o saatte bizim yunanı da aldım okuldaki kafeye gittim arkadaş yanımda kızı da görünce bana “ne yaptın abi” der gibi bir bakış attı ama benim çok sikimde değildi.üçümüz oturup oturup yemek filan yedik bir ara arkadaşın kulağına eğilip evde evip çok kalabalık olduğunu kendi evine götürse çok daha hoş olacağını söyledim ne de olsa onun için ankaralara gelmişti. Arkadaş ona yaptığım kazığın altında kalır mı kıza aynen söylediklerimi söyleyip biz de kal filan dedi kız ilk once çakmadı yoo benim evimde iyi olduğunu benim ev arkadaşlarımla  ile de arasının iyi olduğunu söyledi sonra arkadaş daha kaba şekilde bizim evin kalabalık olduğunu sorun olduğunu kalmasa daha iyi olacağını söyledi göt.üçümüz yemekten sonra eve geçtik yunan eşyalarını toplayıp arkadaşa gitti giderken de bana “öyle olsun ayıp ettin” bakışını da atmayı unutmadı bunlar gittikten sonra ev arkadaşlarım neden kızı arkadaşımın evine yollladığımı söylediler ben de gerçekten sevişmekten sıkıldığımı söyledim tuhaf tuhaf hasta mısın oğlum filan dediler ne güzel takılıyordunuz  işte.
             Arkadaşlarımın bana tepkisi vaktiyle taksisilerin tepkisini hatırlatmıştı.
Lisedeyken eve gitmek için topkapıda eresin hotelin önündeki durakta bekliyordum iki tane orta üst yaşlarındaki kadın bana kalın poşetlerine hotele kadar taşımalarına yardım etmemi istemişti bende en fazla 20 metrelik mesafe için yardım etmiştim sonra bana para vermeye kalkmışlardı ve ben de almamıştım kadınlar şaşırmışlardı ama bu olaya daha çok şaşıranlar hotel taksicileri idi.(lisedeydim,cemaatteydim,sufiliği seviyordum karşılıksız iyilik etmeyi seviyordum nirvanaya böyle ulaşacağıma inanıyordum ) hotel taksicilerinin şu lafını hiç unutmuyorum bana hayretler içinde bakıp “ saf lan bu cocuk” demeleri.(saf kelimesinin yerine hasta,manyak,salak,uçmuş gibi kelimeler de gelebilir)

Yazar: yeniyetme

215-2

Ben hayatımın hiçbir evresinde sabah banyo yapmanın bir ölüm kalım savaşına dönüşeceğini düşünmedim. Her normal insan gibi günün herhangi bir saati banyoya girebilmek ya da ne bileyim evin içinde donla olmasa bile basit bir pijamayla dolaşabilme lüksüne sahip olduğumu düşünüyordum. Evet, çok başarılı bir öğrenci değildim ya da yok yok ben bildiğiniz sınıfta kalmaktan başı dönmüş bir öğrenciydim ama koyduğumun hayatının intikamı böyle mi olmalıydı. 
Bir şekilde ikiyüzonbeşeiki maceram başlamıştı. Günlerin birbirinden tek farkı götümüzün ne kadar sıcak yüzü gördüğüyle alakalıydı. Sonradan gelen ben kekiğin odasına geçmiştim. Bir yatak da ben bir yatak da o kardeş kardeş uyumaya başladık. Dumanlı gençlerdik, filinta gibi olmasak da iki biraya dünyanın ammına koyardık evelallah. Ben ne zaman elimde sigara özlü bir söz etmeye kalksam kekik girerdi söze gevrek gevrek gülerek:
-la aq kötü kısa filmlerden çıkmış gibi konuşma Fehmi!
Günlerden bir gün yine erken uyanmıştım, yeleci ve kekik hala mışıl mışıl uyuyolardı. zor bir gece geçtiğinden değil muhtemelen sıkıntıdan geç uyumuşlardı.  Mutfağa yöneldim, yarım ekmek arasına yarım sucuğu doğrayıp domates ve mayonezle bir güzel hazızladım sabah kahvaltımı. sonra musluğu sonuna kadar açıp su tam soğuyunca bir bardak da doldurdum ve içeriye geçtim. Göt yüzü görmekten çok üzerine ayak uzatılan rengi kirden garip bir hal almış sandalyeyi de önüme çekerek başladım sucuk ekmeği götürmeye. Her ne kadar yeleci ve kekik sabahları sucuk yemekten bıkmış olsalar da, aq evde bir bok var da biz yemiyoruz sanki. Her neyse önce kekik sonra yeleci uyandı. Her zaman ki gibi güne birer kallavi küfürle başladılar, aynı ciddiyetle cevap verdim tabi. 
Baca gibi tüterdi yeleci ayrıca son zamanlarda daha fazla çekmeye başlamıştı dumanı ciğerlerine. Her zaman ki gibi sabah aç karnına günaydın sigarasını yaktı ve yanıma oturdu. Konuşmaya başlamadan önce tok bir nefes çekti ciğerlerine, hafif öksürdü elini adet olduğu üzere ağzına götürerek tam lafa giriyordu ki kötü kısa filmlerden fırlayan bol sigaralı tipler geldi aklıma ben tam gülecekken o da söyleyiverdi içindekileri
-fehmi libidom çok yüksek aq bir şeyler yapmak lazım.
Gülerek devam ettim bu konuşma yarım kalmamalıydı
-yoxx lo hele ver bi cigara içaxx.
Sonra minik tosbağa güzellik uykusundan uyandı ve gece msn konuşma raporunu vermeye başladı. Ağzındaki baklayı çıkarması uzun sürmedi ve vurucu cümleyi söyledi
-la yeleci akşam kzılarla çıkıyoruz gel istersen.


uyanık gundimsi