İstanbul'dan Ankara'ya boş ve ucuz bir Kayseri otobüsüyle dönüyorsanız ve üstelik arka taraflardaysanız yalnızsınızdır. Bolu tünelini geçtikten sonra sol tarafınızda gördüğünüz her ağaç size babanızın ölümünü hatırlatır, ebeniz sikilir. mecburen sağ tarafa bakarsınız. hatıralar,hatalar ve taksimde Burger King'in kapalı olmasından dolayı tuttuğunuz çişiniz sizi burada da yalnız bırakmaz, elinizdeki hayat su şişesine işemek ve geçmiş ile bugün yaptığınız hataları sorgulamak arasında kalırsınız. geçmiş her zaman kazanır çünkü patlak bir mesaneden daha fazla can acıtır.sonra ucuz Kayseri seyehatİn size sunduğu tv-rahat koltuk ikilisİnden 2.sinide devreye sokup, birşeyler izlemek istersiniz.üstelik gündüzdür ve romantik bir yağmur yanağınızı yapıştırdığınız otobüs camına küçük resimler yapar.ev yapar,kadın yapar,araba yapar, sex yapar, gömlek yapar.izlemekte olduğunuz tv ekranında artık yalnız yolcunun hayalleri oynamaktadır. ucuz bilet aldınız diye çay-kahve servisinde sizi pas geçen hostese bile sövmezsiniz. cünkü biz ki 5dk lık 100.yıl kızılay dolmusunda kafayı dayıyacak bir cambulduğumuzda hayal kuran ınsanlarız. üstelik bu otobusun camlarıda titremıyor.otobus molaya girer ve sizin saçlarınız dökülmeye başlar. işeyecek paranız yoktur." yuh a.q o kadarda mı yok" diyenlerin ben a.q, yok işte. hayat su şişesi tesislerin arka tarafında farklı amaçlarla kullanılmya hazırken yine saçlarınız dökülür. otobuse binersiniz.artık hayallerınıze kel olarak devam etmektesınızdır.cunku her hayal kırıklığı yaratıcılığınızı biraz daha öldürür.tıpkı çok porno izleyen ergenlerin üniveristede üç boyutlu düşünememesi gibi. saçlarınızın yerine yenı saçlar koyamazsınız.hostes orta sınıftan gelmiş akademisyenlere özgü sıkıcı ve gereksiz özgüven dolu ses tonuyla ankaraya geldiğinizi söyle.r Ankara sokaklarında uslu kentliyi oynamanıza izin verir..otobusten inip AŞTİ-100.yıl arasını en kısa zamanda yürümelisinizdir. yoksa hayal kurma tribi devam eder ve her hayal sizi hayata daha çok bağlar. nemden kokan evinize vardığınızda artık hayal edecek birşey kalmamıştır.gerçekler acıdır. bulursanız kuru ekmek arası peynir yersiniz.bulamazsanız facebooktan size yemek ısmarlayabılecek bırını ararsınız.muhtemelen de bulursunuz.hayat o kadarda acımasız değildir a.q.
Vesikalılar
- 657 (2)
- çekirdekçi musto (1)
- dario argento (2)
- haymatlos (2)
- jjskiss (6)
- kilotcu kiz (1)
- MADAM (2)
- miniktosba (9)
- prezeci (1)
- quaviel (2)
- reşo (1)
- spiritualerening (8)
- Uyanık gundimsi (4)
- wiep (1)
- yeniyetme (2)
miniktosba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
miniktosba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ağustos 27, 2011
sabunuyla kadınlara meydan okuyan adam 2
bir süre geçti. çok merak ettiğim halde arkadasıma "ne oldu, anlat a.q hikayenın devamını" demedım. o anı beklemekten, zamanı uzatmaktan haz duydum. sonraki 2 3 hafta içinde önemsiz bir çarşamba gününde arkadasıma sordum. o sırada kendisi patates kızartıyordu, bende dünden kalan bulaşıkları yıkıyordum.
-senin yakubu anlatıyordun, yarıda kalmıştı devam etsene anlatmaya.
-hıı, şu olay. şu patatesler bi bitsin anlatırım.
yemeği yedik. arkadasımın odasında oturyorduk. sigarayı yaktı ve anlatmaya başladı.
-annemm rutin olarak yılın 8 ayı altın gününe katılır yıllardır. 7 8 kişilik kilotlu çorap grubu. o gün sıra annemdeymiş. bir altın gününden beklenebilecek herşey varmış.pastalar, börekler, dedikodular...yakup eve gelmiş. hızla içeri girip herkesin ortasında annemden temiz havlu istemiş. annemde misafirlerin olduğunu ve bu hacetini sonra gidermesini soylemiş.bizimki ısrar edınce annem dayanamayıp havluyu vermiş. banyodan çıktıktan sonra kilotlu çorap takımı kardeşim pis pis bakıyormuş. içlerinden şişman ve bilge görünen kadın kardeşime nasıhat veren bir ses tonuyla " olm ayıp sen neden kerkesin ortasında banyoya gırıyosun?" demiş. bizimki kaşlarını çatıp bilge ve şişman kadına bakmış " sana mı soracam yarram" .herkes şok içinde falan." eve girdim, her taraf adet kokusu pis kan kokusu. kocalarınız nasıl yatıyo la yanınızda, kim neden sizle pompalaşmak ıstesın ki, bu gerginliğinizin sebebi, hayatınız boyunca hiç orgazm olmamanınz. daha dün okudum freud diyor. şimdi artistlik yapmayın bana. sabunuma dokunanı sikerim. sizin gibi kadınlarla uğraşacağıma sabunumla gulle oynarım".bu ahlaksız tutum karşısında insanlar evden gitmişler. annemde altınlarını alamamış tabi. kardeşimin yaptığı gercekten ahlaksızcaydı. sonra annem olanları babama anlatmış babam cok sınırlenmış.eline kemeri alıp yakubun odasına girmiş. dakıkalar geçmiş ses seda yok. ne bir bağırma sesi ne bir vurma sesi. neyse babam yarım saat sonra falan odadan cıkmış ve banyoya gırmış sonra kardeşimle beraber susmaya başlamışlar. o ona sigara uzatıyomuş, diğeri masaj yapıyormuş. çok ıyı arkadaşlar gibi çok iyi baba oğul olmuşlar. babam o günden beri anneme karşı soğuk davranıyormuş"
-ne olmuş la kardeşinini odasında?
-şimdi ders çalışıyorum, daha sonra anlatırım
arkadasım benı başka bir heyecana daha sürükleyerek konusmasını bıtırdı. bende keyif sigaramı yakıp mehmetin yani yakubun ne anlattıgını tahmin etmeye çalışıyordum...
miniktosba
Ağustos 26, 2011
Haftalardır beklenen maç: El-sikiko
Bir tarafta prezecinin yazarlar takımı, bir tarafta miniktosbanın yönetmenler takımı. Maçın muhtemel ilkonbirlerini, tüm oyuncuların son durumlarını, maçın öncesi ve sonrası röportajlarını ve maçın perde arkasını "Cillicort takımı" farkıyla takip edeceksiniz. Öncelikle muhtemel onbirler:
PREZECİNİN TAKIMI MİNİKTOSBANIN TAKIMI
![]() |
2 takımın yedek kulübesi şu şekilde oluştu:
Miniktosbanın takımı: Prezecinin takımı:
12.Micos Jansco 12.Salman Rushdie
13.Sergey Eisenstain 13.Italo Svevo
14.Hector Babanco 14.Oğuz Atay
15.Ethan Coen 15. Arthur Miller
16.Joel Coen 16. Marcel Proust
17.Federico Fellini 17.Gabriel Garcia Marquez
18.Dugar Kari 18. Jean Genet
Öncelikle miniktosbanın ekibindeki oyuncuları mevkileri ve özellikleri itibariyle tanıyalım:
Bergman:tecrübesi ve soğukkanlılığıyla takıma ağabeylik yapıyor.2. kaptan. yan toplarda zafiyeti olmasına rağmen, cepheden gelen şutlarda çok etkili
Manoel de oliveira: 101 yaşına gelen oyuncu, yasının verdiği tecrübeyle defans hattını toparlıyor.biraz ağır kalmasına rağmen topu oyuna sokuşu oyuncuya artı kazandırıyor.
lars von trier: takımın en çok kart gören oyuncusu. hırçın ve bir o kadar takım sevgisiyle dolu. tekmeye kafa sokar, yerden iyidir, adam geçer top geçmez. sertlıkle ilgili sorunları var. seneye hollywooda transferi söz konusu.
ghobadi: gobadi, çok ucuza alınıp çok faydalı olan oyunculardan. atağa çok cıkmıyor ve orta yapamıyor ama mücadeleci oyun tarzı en onemli özelliği:
bertolocci: sağ bek olmasa 10 numaralı pozisyonda olabilirdi. takımı atağa çıkaran oyuncu, ters kademesi de cok iyi. eşcinsel olması zaman zaman taciz edilmesine sebep oluyor:
herzog: herzog top tekniği kötü, 2 metre ileriye pas veremeyen bir oyuncu olarak bilinir. mucadeleci tavrı, orta sahada top kapma isteği ve fizik avantajı bu takımda olmasının en buyuk sebebi.
lars von trier: takımın en çok kart gören oyuncusu. hırçın ve bir o kadar takım sevgisiyle dolu. tekmeye kafa sokar, yerden iyidir, adam geçer top geçmez. sertlıkle ilgili sorunları var. seneye hollywooda transferi söz konusu.
ghobadi: gobadi, çok ucuza alınıp çok faydalı olan oyunculardan. atağa çok cıkmıyor ve orta yapamıyor ama mücadeleci oyun tarzı en onemli özelliği:
bertolocci: sağ bek olmasa 10 numaralı pozisyonda olabilirdi. takımı atağa çıkaran oyuncu, ters kademesi de cok iyi. eşcinsel olması zaman zaman taciz edilmesine sebep oluyor:
herzog: herzog top tekniği kötü, 2 metre ileriye pas veremeyen bir oyuncu olarak bilinir. mucadeleci tavrı, orta sahada top kapma isteği ve fizik avantajı bu takımda olmasının en buyuk sebebi.
antonioni: takımın beyni. yaratıcı oyun tarzı, uzaktan isbatli şutları, oyuun her iki yanını oynayabılmesı onu takımın yıldızı yapıyor. herzaman istekli ve performansı hiç düşmüyor.
kairusmaki: basit oyunu seven finlandiyalının ofasnıf oyunu kadar defansıf katkılarıda takım için büyuk avataj. zaman zaman orta sahanın ortasında da gorev alıyor. bu gunun kılıt oyuncularından biri:
kostas gavras: sol çizgide inanılmaz etkılı. çok hızlı ve adam eksiltme yeteneğine sahip. sağ ayanı kullanamamsı ve orta yapmaktaki problemleri olmasa cannes karmasında olabilir.
jean-luc godard: takımın delisi. taraftarın sevgilisi. ne zaman ne yapacağı belli olmayan godard, kuşkusuz bu gün bizi çok eğlendirecek.
tarantino:gol yollarında fazlaca etkılı. yan toplarda mutlaka kafasını uzatıyor,son vuruşları çok keskin. en onemlı sorunu hız. çok sık ofsayta dusuyor.
Yedekler
kostas gavras: sol çizgide inanılmaz etkılı. çok hızlı ve adam eksiltme yeteneğine sahip. sağ ayanı kullanamamsı ve orta yapmaktaki problemleri olmasa cannes karmasında olabilir.
jean-luc godard: takımın delisi. taraftarın sevgilisi. ne zaman ne yapacağı belli olmayan godard, kuşkusuz bu gün bizi çok eğlendirecek.
tarantino:gol yollarında fazlaca etkılı. yan toplarda mutlaka kafasını uzatıyor,son vuruşları çok keskin. en onemlı sorunu hız. çok sık ofsayta dusuyor.
Yedekler
jansco: yılların tecrubesi. macarıstanın efsa oldugu zamanlardan kalma. forma şansı beklıyor:
eisenstain: kulubeye mahkum olan yaşlı kurt, bırı sakatlansa da oyuna girsem a.q dıyor. yönetımle sorunları var:
babenco: babenco zaten efsane.
j. cohen-e. cohen: ıkısıde aynı ozellıklere sahıler. tek sorun ıkısı aynı anda sahada olmazlarsa oynamak ıstememelri.oyuncu değişikliklerinde sorun cıkarıyor bu durum. cohen kardeşler iyi kardeşler:
fellini: efsane. yaşlanmasının ardında yedek kulubesınde emeklılığıne hazırlanıyor. oyun kıtlediği anda 2 pasla işi bitiriyor. çok sigara içtiği için 10 dk da kesılıyor. ama o 10 dk da sahanın ortasına sirkini kuruyor.
kari: genç yetenek kari, gelecekte bu takımın yıldızı olmaya en buyuk aday. hızlı, son vuruşları ıyı, oyunu okuyabılıyor. mental olarak gelişmesi lazım.
eisenstain: kulubeye mahkum olan yaşlı kurt, bırı sakatlansa da oyuna girsem a.q dıyor. yönetımle sorunları var:
babenco: babenco zaten efsane.
j. cohen-e. cohen: ıkısıde aynı ozellıklere sahıler. tek sorun ıkısı aynı anda sahada olmazlarsa oynamak ıstememelri.oyuncu değişikliklerinde sorun cıkarıyor bu durum. cohen kardeşler iyi kardeşler:
fellini: efsane. yaşlanmasının ardında yedek kulubesınde emeklılığıne hazırlanıyor. oyun kıtlediği anda 2 pasla işi bitiriyor. çok sigara içtiği için 10 dk da kesılıyor. ama o 10 dk da sahanın ortasına sirkini kuruyor.
kari: genç yetenek kari, gelecekte bu takımın yıldızı olmaya en buyuk aday. hızlı, son vuruşları ıyı, oyunu okuyabılıyor. mental olarak gelişmesi lazım.
Şimdi de prezecinin takımına bir göz gezdirelim.
Hemingway: Kalecilik hata kabul etmez. Hemingway de hata yapmayan risksiz oyunu ve düzenli özel yaşamıyla, kulüp tarafından bukowski, palahniuk ve genet'e örnek gösteriliyor. Yılların eldiveni.
Bukowski: Futbol tarihinin en çok ceza alan oyuncusu. Son maçta rakip forvetin taşaklarını patlattı. Geçen sene maçın uzatma anlarında kavga ettiği rakip oyuncuya sikini gösterip sallayınca 12 maç ceza aldı.
Palahniuk: O da Bukowski gibi aynı yolun yolcusu. Prezecinin takımı tek kale oynayınca Bukowskiye sigara sarıyorlar. Güçlü ve yılmaz fizik yapısı rakiplerin başına bela. Gerektiğinde Fight Club figürlerini sunmaktan çekinmiyor.
Pavese: Asıl mevkisi sağ açık olmasına rağmen hücum sırasında pas atılmadığı zaman melankolik tavırlara büründüğü için hocası onu sağ beke çekti. Her şeye rağmen ilk on birin gediklisi ancak hücuma çıkması yasak. Geçen sene Pavese'nin tüm ısrarlarına rağmen kulübü onu köyünün takımı olan Sicilianazionaleye göndermedi.
Saramago:Defansı zaman zaman aksatsa da bir sol beke marjinal hatta ütopik oyun tarzı onu uzun yıllar daha takımda tutacak.
Gorki: Taraftarla yıldızı bir türlü barışmadı. 21 yıllık futbol hayatında solcu olduğu içi topa hiç sağ ayağıyla vurmadı. Kaba oyun tarzı, yaratacılığının düşüklüğü yüzünden ona çapa olarak ön liberoda görev veriliyor.
Dostoyevski: takımın belkemiği. Herşey onun üzerinden yürüyor. Müthiş bir tekniğe, yaratıcılığa ve asist yeteneğine sahip. Takımın duran topları da ona emanet. Takımın 10 numarası Kundera, " futbol hakkında ne öğrendiysem ondan öğrendim" diyor.
Kafka: Çok yetenekli olsa da dalgınlığı göze çarpıyor, varoluşsal problemleri yüzünden zaman zaman maç içerisinde dalıp gidebiliyor.
Camus: Sarı fırtına. Diyecek hiçbir şey yok çok yetenekli, takıma Sartre ile beraber katılmıştı.İkisi çok iyi anlaşıyorlar. Solun vazgeçilmez favorisi.
Kundera: Tam bir süperstar. Çok genç, çok yetenekli, son vuruşlarda etkili. ayrıca yakışıklı da, memlekette sikmediği karı bırakmadı. Geçen sene Rusyadan gelen astronomik teklifi elinin tersiyle itti.
Sartre: Dünya tarihinin en büyük golcülerinden. Kısa boyuna rağmen hava toplarında etkili, keskin bir son vuruşu var. Tek problemi hakemlerle atışması. O tartışıyor sarı kart görüyor, sonra Bukowski olayı abartıp hakemin şortunu indiriyor.
Yedekler
Rushdie: Tecrübeli bir file bekçisi. Hemingway'in Bukowski'yle ettiği kavgalara dayanamayıp ayrılacağı söyleniyor. O zaman kale ona emanet olacak.
Svevo: Gelecek vaat eden İtalyan stoper, ama Palahniuk'un tehditleri yüzünden takımdan ayrılmak istiyor.
Oğuz Atay: Müthiş bir oyun zekası var, çok yetenekli ama kafası bulanık, alkol problemleri var.
Arthur Miller: Yengeçspordaki başarılı performansı üzerine takıma katıldı, ama Dostoyevskiyi kesmesi neredeyse imkansız.
Proust: Rüzgar gibi bir hızı var, çok yetenekli, sağ ayağını raket gibi kullanıyor. Ama o da takım üzerindeki bohem havadan etkilenmiş gibi. Antremanlara, kamplara hatta zaman zaman maçlara gelmek yerine evde oturuyor.
Marquez: Takımın uçuk latin amerikalısı. Bir zamanların brezilyalı denilsonunu hatırlatıyor. Yaptığı artistik hareketlerle taraftarın sevgilisi ancak forvet ve forvet arkası oynamasına rağmen futbol hayatında hiç gol atmadı.
Genet: Sartre'ın ısrarları doğrultusunda takıma kazandırıldı. Bukowski ve Palahniukla okadar yakın ki 2 kişilik odada 3 kişi kalıyorlar. birisi yer yatağı atıyormuş. Yetenekli ama bir o kadar da hırçın bir forvet.
Maç öncesi bildireceklerimiz şimdilik bu kadar, yarın maçın öncesi sonrası ve perde arkasıyla karşınızda olacağız.
Yazarlar: prezeci, miniktosba
Ağustos 25, 2011
"ben her ortama girdim" diyen adam
bir hafta kadar önce çok yakın bir arkadaşımla sikko bir sahil beldesınde denize girdik. amacımız götümüzde çıkan isilikleri söndürmekti. babam bunu önermişti. kendi halimizde yüzüp, boyumuzu geçmeyen yerlerde takılıyorduk. arasıra gözumuzu ve burnumuz kapatıp tumuyorduk.sonra biri konuştu;
- ikinizde küpelisniz.
allah allah on yıldır birbirimizi tanıyoruz nasıl farkedememiştik.adamı dinlemeye devam ettik;
-buralımısınız?
-yok, ama ankara'da yasıyoruz uzun yıllardır.
-küpeler iyi, severim farklı adamı. bende de dövme var. (evet 5 tl verip sahildeki tatocu fatihe yaptırmıştı)
-evet.
-ünüversiteye mi gidiyorsunuz?
-evet
-hangi şehir? (a.q ankara demiştik bizi dinlemiyordu. ısrarla hikayesini anlatacaktı. kaçma denemelerimiz başarılı olmadı)
-ankara.
-bende dört yoldan geliyom. motorum var kanuni. modifiye yaptım. 100lük motora 250 taktım, amına koyuyor ortalığın. bi basıyorum mersin, bi basıyorum ayas. amcık nerede ben oradayım.( artık tam olarak emindik ;adam sapık)
-...
-benim ortamım kimsede yok. orta okul mezunuyum. çalışmıyorum. hayatımı yaşıyorum. 26 yaşındayım. nerde akşam orada sabah. sizde benım gibi eğlenmeyı seven tiplere benzıyorsunuz. ben yasamasını seven adamı severim
ne yaşaması a.q, rutubet ve pislikten kokmuş evımızden yıl boyunca 5 kere cıkmamıstık.
-sürekli karı düşürüyorum, şimdi cıkim telefonda 142 tane mesaj vardır ( evet gercekten tam olarak 142 dedi). hani nerdesın? hani beni ne zaman gezdirecen? sürekli istekler. zaten bu devirde temizz kız kalmamış.geçen feysten bi kız düşürdüm, neyse buluştuk pastanede. ciddi düşündüğüm bi insan. demez mi beni ne zaman öpeceksin ? allahh alllaahh.
adam sürekli konusuyordu. bızde nedense dinliyorduk.
- üniversite okumadım. daha ıyı ortamım var. arkadaslar dıyor ki ; sen bi de üniversitede okusan bize sikecek karı bırakmazsın. bu arada siz 2 yıllık mı 4 yıllık mı okuyosunuz
-5
... bak kardaş. ben her ortama girdim.
adam ben her ortama girdim dedi ve biz tumduk. nefesimizi tutabildiğimiz kadar suyun altında yuzduk. dışarı çıkıp adama baktık. yeni avını bulmuş, bu kez uzun saçlı birini kitlemekle meşguldü.
miniktosba
-
Ağustos 23, 2011
hayat
. hayat için birsuru şey soylenır. hayat acı çekmektır, hayat umuttur, hayat fırsatlardır... bence hayat bir sikim değildir. hatta hayat berbat bir şeydir.hayat diye cumleye başlayan adam ukaladır. hayat hakkındakı dusuncelerını soylerken yuzu cıddıleşir, kaşları öne doğru kıvrılır, kafasını eğer, nefesının kokusunu yuzumuze vurur. cok çirkin gorunur ayrıca hayat uzerıne tavsıye veren adam. genelde arkasından kufur yer ," çok biliyon amına koyduğum"..hayat üzerıne konusan adam kendını bı bok sanar ama butun parasını kumarda kaybedince "boyle hayatın amına koyım" der. karısının adı hayattır ve hayat teyze hergün hayat uzerıne dusunun adamdan dayak yer.hayat genelde şaka yaptıgını sanar, ama buna kımse gulmez. bu kadar"hayat" kelımesını kullanmam sızı rahatsız etmek ıcındır. bakın gorun ne kadar sıkıcı bırsey.
hayat selçuk abime 20 yaşında şaka yapmıştır, pompalı tüfekle.biz bu şakaya çok gulmemiştik, hatta yengem ve amcam cok ağlamıştı. ben 10 yasındaydım, o benden 10 yaş buyuktu. 3 sene once amcam oldugunde selcuk abımın yanına gomduler. selcuk abımın mezar tasında 1978-1998 yazıyordu. ben ağlamaya başladım. adam benım yasımdayken olmuştu. ben daha doğru duzgun sevısememıstım , daha beşiktasın macını izleyememıstım inönude. istanbulu bir kere bıle gormemıstım, martılara sımıt falan atmamıştım.arkadaslarımla içip siktimin hayatı uzerıne konusmamıstım. ama selçuk abim benımle aynı yaşta pompalı tufekle olmutu. adam olmustu. 20 yasında. ve biz hep sucu katılde aradık. kuzenım onu oldurecegını soyluyordu. şerefsiz bu gun mezarına gitmiyor o ayrı.
katılinde bu siktimin hayatında gol çizgisini gecen bir vuruşu yoktu. annesı ve babası da yoktu ayrıca. cocuk esırgeme yurtlarında sureklı tecavuze ugradıgı için hastaydı. ona her yaklasan erkekten korkuyordu. 20 yasında hala cocuk olan selcuk abım, buna çocukca bır saka yaptıgı ıcın cocuk selcuk abımı oldurmuştu. bence suclu hayattı. babama anlatmaya çalıştım, " olum boyle soyut şeyleri dava edemessin " dedi. felsefeye inancım başlamadan bitmişti ogün.
hayat şu sıralar benden saçlarımı, paramıi, siktimin umutlarımı, sevdıgım kadını, arkadaşımı, okulumu alıyor. yemin ederım bu hayat denilen piç, üzerinde düşüneni sikiyor.
amcam öldü
on yaşlarındayken mehmet amcam benimle ilk defa konuştu "çok okuyan az bilir". o kadar inandırıcı söylemişti ki ben bir daha kitap okumadım.ne anlatmak istediğini çocuk aklımla anlayamadım ama anladığım başka bir şey vardı; amcam hastaydı.
ilk defa on yaşındayken gördüm onu.uzun yıllar hapisteymiş. insan öldürmüş. on dokuz yıl. on dokuz yılın ardından evdeki kızgınlık gitmemişti. cinayet haberleri bizim evde hep suskunluklara sebep olmuştur. babam cinayet işleyen 25 yasında bir genç görse, sigarasını küllükte unutur ve o sigara bitene kadar " bir genç daha böyle yandı "der gibi bakardı. mehmet amcamın adını ara ara duyuyordum. evde. sonraları bodruma indikçe daha sık karşılaştım. kitapların önlerinde "arkadaşım mehmet ömür buyu muaffakiyet dilerim" yazıyordu. biz o kitapları sobada yakıyorduk. en güzel de "suç ve ceza" yanıyordu, sanki bir ironiymiş gibi.
halam dedimin ölümünü amcama bağlıyordu. amcam geldikten sonra da hiç konuşmadı onunla. zaten. sonra öğrendim ki dedem zaten kansermiş ve çok da iyi bir baba değilmiş. amcam hastaydı ve çok konuşamıyordu. duyduklarıma göre on dokuz yıl kaldığı yer çok nemliymiş ve amcama da biraz işkence yapmışlar. ben o sıralar çok bir şey bilmediği için konuşmadığını düşünüyordum. çünkü yine bir şeyleri unutmak için kitap okuyordu. ilginçtir sigara içmiyordu ve hayatında hiç içmemişti. rakıyı değil birayı seviyordu ve pos bıyıkları yoktu. hiç bırakmamış, çıkmıyormuş zaten.
bir gün amcam öldü. cenazesi kalabalık değildi. sesizce dedemın yanına gömdüler onu. evde derin bir sesızlık vardı. babanemın gözlerı ölürken de o günkü gibiydi. ben ve kuzenlerım lahmacun yeme peşindeydik, adettir buralarda.
amcamı en cok babam severdı, amcamda en cok babamla konusurdu. ondokuz yıl boyunca sadece babam ziyaret etmıs onu. babam evın en kucugudur. amcam babamdan 5 yas buyukmuş.
amcam 23 temmuz 1978 günü şort gıydıgı ıcın kendısıne küfür eden adamı öldurmuş.üniversite de okuyormuş. erzurum üniversitesi-orman mühendisliği. ozamana kadar cok kıtap okumuş, okudukça unutmuş. babam dahil herkes amcamın bu cinayeti solcu olduğu için işledıgını dusunuyordu. babam bunu dusunurken kendısınınde bu yuzden cinayet işleyebılecegını unutuyordu.
olmeden once amcamla konusmaya baslamıstık yavaş yavas. bana insanlardan ve vicdandan bahsedıyordu. en sevdiğim tarafı kadınları ve aşkları yoktu. daha onemlı konularla ılgılenıyordu; arkadaslık, kardeşlik, insanlık."senın babanın allahına ınanmıyorum "demıstı bır gun bana. "benım allahım bak bu" dedi. resmi şimdi tam olarak hatırlayamıyorum ama pos bıyıkları vardı ve soy ısmınde sesli harf neredeyse yoktu. ölmeden once bana o kitabı hedıye etmesını beklıyordum ama amcam benım duygusal bir piç olmamı istemedıgı ıcın vermedı.
amcam çok kıtap okumaktan öldü. babanemde gözlerınde amcama hiç sarılamamanın özlemını tasıyarak öldü
miniktosba.
Ağustos 21, 2011
şişman abla
yalnızdım. evde. ankara'da. o sıralar hayatımda sadece dişi sinekler var. yaz oldugu için ve ali tuvaleti boklu bıraktıgı için sağaolsunlar beni yalnız bırakmadılar.kitap okuyordum, genelde okurum. telefonum çaldı. arayan numara tanıdık değildi. banka arıyordur diye açmadım. sonra ısrarla aramaya devam etti, açtım. arayan bir kadındı. okuldan şişman bir arkadasım. ceyda.okulda sinemadan bahsederken yakalamıstı benı. bır gun fılm izleriz istersen demişti. bende lafın gelişi olur demiştim. demez olaydım. konusmaya başladık.önce sesını cıkaramadım., sonra kendını tanıttıı. eğer musaitsen size geleyım. ıkı tane süper film almış. tamam gel dedım istemeye istemeye. şişmandı cunku. bende şişmandım memelerım vardı ve sırtımda kıllarım ama yınede bır sısmanın bana yazmasına katlanamıyordum. sonra gelmesını cok istedıgımı soyledım. tamam 5dk ya oradayım dedi. zaten yoldaymış.
o gelecek diye evi temizlemeye kalkmamıştım, ortalıgı bok goturuyordu, 8 gundur dişerımı fırcalamamıştım, ev arkadasımın uygun bır zamanda migrostan diş macunu calmasını beklıyordum. kapı çaldı, ceyda geldi. oturmaya başladık." ne içersin?" dedim. "kola" dedi. gülmeye başladım istemsiz. 4 kat göbeği vardı ve hala kola içmek istiyordu. "neden gülüyorsun?" dedi, bende" kola bana eski komik günleri hatırlatıyor "dedım, "sende yönetmen havası var " dedi. ceydaya sempati duymaya başlamıştım. kolayı getırdım. iki dikişte içti. hadi film izleyelim dedi. bende olur dedim. "kımse gelecek mı ?" dedi , "yok" dedim. filmi bilgisyara taktım, çalıştırmadı."of, a.q kurtulduk" dedim içimden. "olsun diğerini izleriz" dedi. tamm dedim. taktık ikinci filmi. ve ben şok oldum.
ceyda porno film almıştı. "hastasıyım" dedi, " erkek olsam hergün 31 çekerim". bir sapıkla karşıkarşıyadım. tedirgin olmaya fırsat vermeden tepeme çıktı. çok ağırdı. kemiklerimi kıracak sandım. nefesi bok yemiş gibi kokyordu. beni yalamaya yeltendi. kendimi müşde ar gibi hissedıyordum. çığlık atmak istedim." sus yoksa cocuklarını birdaha göremezsın" dedi. ben eski türk filmlerınden bir replik söyledıgını sanmıstım. ama ciddiydi. bahsettıgı benım hayalarımdı.korkudan altıma sıçmak uzereydim ki, bir anahtar sesi duyuldu kapıdan. ceyda kendini hemen yere attı. deprem olmuş gibiydi. yere dusunce yanakları sallandı.kapı açıldı giren fehmi'ydi
-diş macunu aldım yarrak.
minik tosba
Ağustos 19, 2011
altı parmaklı madonna
kitabımı bitirmiştim. artık yazardım. kahvemi iştim, gözlerimi kıstım, leonard cohen dinliyordum. kemik gözlük almam gerekıyordu. tribe girmiştim. krediyi yeni çekmişolmamdan kayanklı cebımde 240 tl vardı. kıra parasını yatırmam gerekıyordu ama berat'a kıtleyebılırdım. bana dayanamazdı. kadife ceketımı giydim, kağitları bır zarfa koyup dışarı cıktım. dolma kalem ve saman kağıdına yazmıştım.babam bana axesse yuzde 20 indirimli cilliop gibi bilgisayar almıştı ama buyuk yazarlar dolma kalem kullanılardı.
. insanların şaşkın bakışları arasında postaneye doğru yurudum. hava 40 derece ve ben ceketimle çok havalıydım.. insanlar. dalga gecen bakışlarını kıçıma saplıyorlardı ama bilmiyorlardı ki; ruhum üşüyor.
postanenın kapısından içeri girdim. karşımda isoş abi vardı. isoş abi adananın en ünlü kaplumbağa terbiyecısıdır.
-napıyon la burda?
-kitap yazdım abi onu yollicam
-ne yazdın la ver hele bi okuyahhkk.
-boşver abi. ben kıtaplarımı yayımlamadan once kimseye okutmam. maviş hariç.
- gel la beni dellendirma.
dışarı çıktkı. karşıdaki iskenderun usulu donercıye oturduk. doner artı ayran 2.5 tl. ben genelde boyle yerlere takılmazdım, tunalıda kahvesi ....tam bunları düşünürken kendi kendime isoş abi "iki limon çek" dedi garsona. "burada mı paket mi efenim" dedi garson sonra duzeltti " pardon bayım, ben döner istemiştiniz sanmıştım".
ramazan ayı oldugu için donerci boştu, bende o kitabı bıtırdıkten sonra inanmamaya başlamıştım. isoş abi dayanamıyormuş açlığa o yuzdenn tutuyormuş. isoş abi limonatasını içerken kitabı da okuyordu. bende 3310' um ile yılan oynamaya koyulmuştum. isoş abi kıtabı okumayı bıtırdı. meraklanmadan beklıyordum yorumlarını. kıtabımı anlamayacagından emındım, çok derin cok hisli şeylerdi çunku. isoş abi birden gülmeye başladı;
- öldüm la gülmekten, komedi kıtabı mı bu ? zuhahahaha. çok komik olm.
-neden?
- bozuldun mu la? eskiden olsa " neden isoş abi? " derdin.
-hayır bozulmadım da..
-bence kötü.
-neden ?
-kotu oğlum işte. mavi umutlar, titreyen eller, yağmurda akan gözyaşları falan. kotu olmuş en kotusu de sevdıgın kadının ismi sureyya. ayrıca burda kadınlardan, bol kahve ve sigaradan bahsedılıyor. olm sen demedın mı bana gecen gün" abı gecen ay milli oldum demır kapıya gıttık mustafayla, sağlık bakanlıgı prezervatıfı kullanma çok kotu" demedın mi? annen senı sıgara içerken gorse oldurur la, astımın var trıbe giriyosun. kahve yerıne oreletı sevdıgını de adım gibi biliyorum
-abi be onların hepsını hissderek yazdım. kendı hıslerımdi. vedat türkali kafalarındaydım.
-istersen sedat türkali kafalarında ol. ama once delikanlı ol. sonra şu siktimin ceketıyle gozlugunu cıkar. a.q ben kışın ceket giymıyom la burada.
isoş abi edebıyatın anasını sikmişti o gün.benı edebıyata romana ınsanlığa karşı soğuttu. kıtabı gondermemeye karar verdım. aslına dusununce haklıydı, ben kahveyi sevmiyordum. dukkandan cıktık. hesabı bana kıtledı, butun parasını fakırlere dağitmış. bıraz yuruduk beraber. sonra o karşı kaldırıma geçti. 3 5 adım attıktan sonra arkasını donup seslendi.
-ozaaaaannnggg.
-efendim abi.
-madonna 6 parmaklıymış.
-ne alaka abi ya
-konuşma lan, azıcık da ben tribe gireyım.
isoş abi 3 ay sonra dolma yerken boğulup öldü. bende o limonatadan sonra ne limonata içtim, ne yazı yazdım.
Ağustos 18, 2011
sabunuyla kadınlara meydan okuyan adam.
gece. ev arkadasım kapımı çalıp içeri girdi."yarın kardeşim gelecek" dedi. tedirgindi, şaşırdım."senın ıcın sorun olur mu ?" dedi. bundn önce hiç sorun olmamıştı, neden boyle dusundu diye dusundum.gece geç saatlerde yatmıştım, öğlene doğru uyandım. salonda sarışın, sıska bir cocuk vardı. on yedı on sekiz yaşlarında. burger king'den çaldığımız kultablasının uzerınde LM marka sigarası yanıyordu. selamlaştık. okula yetişmem gerekıyordu, hemen cıktım evden. akşam geldiğimde ev kalabalıktı. beş altı kişilik testesteron grubu. bol çay ve sigara.herzamanki arkadaslarla sıradan konulardan konusuyorduk; kürt sorunu, ermeni sorunu, bulaşık sorunu, tuvaleti kim boklu bırakıyor sorunu.gece ılerledıkce konu kadınlardan açılmaya başladı. arkadasımın kardeşi hiç konusmuyordu. konulardan uzak oldugu ıcın bunu doğal karşılamıştım. hayatımıza giren girmeyen butun kadınları konusuyorduk. zaten pek kadın girmezdi hayatımıza.kucuk maceralarımız anlatıyorduk, en cok da yemeği burnuyla yıyen arkadasımız konusyordu.içimizden biri aşıktı. anlatmaya başladı.koltuk altında buyuk bır ter lekesı vardı, sigaranın flitresini yarısına kadar ağzına sokuyor, sonra iğrenç bir sesle gerı cıkarıyordu. aşık adam görmekten cok hoşlanmıyordum, hepsininrahatsız eden hareketleri oluyordu.o saate kadar hiç konusmayan arkadasımın kardeşi bırden konuşmaya başladı;
-zayıfsınız?
şaşırmıştık.daha cok kucuktu.
- bu sorunu cozebılırsınız.
-nasıl?
-sabun?
arkadasım kardesını hemen susturdu.apartopar dışarı cıktılar. ne oldugunu anlamamıştık. gece gelmedıler. sabah arkadasım kardesını eve yolladıgını soyledı.sınav zamanı oldugu ıcın bu konunun uzerınde durmadım. başka sorunlarım vardı.birkaç gun sonra arkadasıma sabun ne? dedim. konusmak ıstemedı. ısrarettım, genelde ısrarederım.dayanamadı, anlatmaya başladı.
"kardeşim doğduğunda babam çok meşgulmuş, ona ısım koymayı unutmuş annemde adı konmadan daha güzel olur demiş, zaten hala babamla ilişkılerının adını koyamadığını soyler. bende çok kucugum zaten. nufus cuzdanı alırken memurda sormamış sadece soyadı yazıyor kımlıgınde. babam canın nasıl isterse oyle seslenıyor, ben yakup demeyı sevıyorum, kuşumun adıydı. annemın tercıhlerı dızılere gore değişiyor. en son behlül diyordu.
çok mutlu bır cocuktu, cok neseli, geveze,konuskan. eş anlamlı sozcuklerı yanyana kullanıyorum kı bu duyguları ne kadar yogun yasadıgını anla.kadınlara karşı cok ılgılıydı. buyuk memeli, kucuk memeli, dık memeli, etekli, öğretmenli, hemşireli kadınlara. butun kadınlara. zaten bu bızım ailede genetıktır, babamda boyleymıs.sonra bızım yakup okula gıtmeye basladı.ortaokula kadar cok ıyıydı. kerat tablosunu8lere kadar bılıyor, beden eğitiminde herkes futbol oynarken bu takla açıyordu. ortaokula gecınce bırseyler olmaya basladı. bır gun anıden sustu.hiç konusmadı, çok az konustu.cok az. kaygılanmaya baslamıstık, kardesım değişiyordu. nedenını merak ettık. annem hafızasını kurcaladı.3 gun once, yanı kardesımın sustugu gun garip şeyler omuştu. kardeşim annemden banyo yapmak için temiz havlu istemiş. banyodan sonrada hiç konusmamış. hala sessız. merak edıp sordum;
-neden yakup?
-kayıyor abi.
anladım. kardesımergen olmuştu. çocukkende kayan şeylere ilgiliydi. kayan yıldızlara, dormanın dılın uzerınde kaymasına, buz patenıne, hayvanların bırbırlerı uzerınde kaymasına, kaydırağa, kaymağa katta kaymakama bile. elinden sabun duşmez oldu. gunde 3 sefer banyo yapıyordu. yenı havlu yenı suskunluk yine havlu yine suskunluk. annem sabunları yedıgını dusunuyordu. cunku ergen bır cocuk bıle bu kadar sabun tuketemez. banyodan arta kalan zamanlarında kıtap okuyordu, favori yazarı schopenhauer, favori kitabı aşka ve kadınlara dair'di. babam doktora goturmek ıstedi. yakup karşı koymadı. gittiler doktora.terapiden sonra doktor babamı çağırdı. kardeşimin hiçbirşeyının olmadığını, aslan gibi çocuk oldugunu soylemiş. anlamıştık, kardeşim doktoru da ikna etmişti. ona iki kalıp dalan beyaz sabun hediye etmiş, ve kardeşim neden boyle darandığını anlattıkça doktor kardesıme hayran kalmış. sonra yine öğrendikbki doktor da kardesım gıbı olmus, günde en az üç kere banyo yapıyormuş. eşinden ayrılmış. gençleşmiş. hiçbir kadına ayrıcalık tanımıyor hatta onlardan nefret ediyormuş. neyse konu doktor değil,
kendince bir felsefe geliştirmiş, kadınlara karşı elinde sabunuyla meydan okuyor gibi. sessiz olmasının sebebını sormadım ama hayal kurdugunu dusnuyorum. kadınları dusunuyordu, mutlak kadınları. hayal ve gerçeği birbirine karıştırmıyor, hayali sevıyor gercekten nefretedıyordu.benide kendine benzetmeye basladı. onun gıbı oluyodum sanki. babam durumumu farketti, öss'den sonra benı ankaraya yolladı, paralı okuyorum biliyosun. evede cok sık gelmememi, kardesim duzelene kadar ondan uzak durmamı ıstıyordu. bence kardesım hasta değil, hatta hepımızden daha sağlıklı ve bilinçli. ne oldugunu biliyor.
daha bir suru şey basımıza geldi en son..."
tam anlatıyordu ki, kapı çaldı. ev sahibimiz gelmişti. iki aylık kıra bırıkmış. bıraz tartıstık.baslarına neler geldiğini merakedıyordum ama hemen anlatması ıcın ısrar etmedım. tadını cıkara cıkara dinleyecektım...
yazar: miniktosba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
