Vesikalılar

spiritualerening etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spiritualerening etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aralık 01, 2011

işin iyi yanı

Her işin, her düşüncenin iyi ve kötü yanı olması. Aslında bu da bir kötü yanı olsa da, kötü yanının olması da işin iyi yanı. Çünkü kötü yandan kastımız eksiklik, olgunlaşmamışlık. Olgunlaşmamışsa ve eksik yanı varsa zaman içinde daha da iyi, daha kusursuz olabileceği manasına gelir bu. Bu da ne olgunlaşma sürecinin uzunluğunun kaliteyi direkt etkilediğini gösterir bize.



Ama konumuz o değil ki, gerçekliğe dönüyoruz o yüzden. Yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz ve yaşacağımız her türlü deneyim bize 2 kapı açacaktır. Olası pozitif sonuçlar, olası negatif sonuçlar. İşin kötü yanı ise bu kapıların birbirine bağlı olması ve tekini açtığınızda ikisinin birden açılması. Ama bu kötü yanın iyi bir yan olmasının sebebiyse kötü yana açılan bir kapının kapatılmasının ileri vadede başarı oranını gözle görülür bir şekilde arttırması(En azından sağlıklı denekler üzerinde). Bu da bizi şu güzel sonuca ulaştırır ki: kısa vadede bize kötü görülen(görülen mi yoksa görünen mi yazayım bilemedim) bazı ve bazı olayların uzun vadede bize kattığı yararlar aslında onun kötü bir yan olmadığını, sadece bakış açımızdan dolayı öyle göründüğüdür.



Gayet pozitivist göründüm değil mi ? Evet. Ama öyle değil, teorik olarak karamsar bir insanımdır(teorik olarak). Karamsarlık hata yapmamak için elinden geleni yapmaktır. O zaman bu karamsarlık da değildir. Tee lisedeyken dersane hocamın söylediği bir söz vardı "korkanın anası ağlamaz" haklıydı. Olası sonuçları görüp ona göre davranmak bizi olgunlaştırır, hata yapma riskimizi azaltır. Lakin hata yapma riskimiz o kadar yüksektir ki, hata yapmadan yaşamamız mümkün değildir. Ama hataların aslında hata olmadığını bir önceki paragrafta açıkladım. O yüzden korkacak bir şey yok. YAŞAYIN! istediğiniz gibi, hata yapmaktan korkmadan, bir tane hayatınız var zaten. Neden korkuyorsunuz ?

Eylül 28, 2011

Hayatım Ve Ona Girenler

Her şeyi başından anlatmak isterdim. Ama hatırlamıyorum ne yazık ki. Hatırladığım anılar 3 yaşımda başlıyor. Hitler haklıydı yani. Aradaki yılları da pas geçersek o güne gelebiliriz. Salonda oturuyorum, ne yaptığımı hatırlamıyorum. Dışarı bakmak istiyorum bir an, aman tanrım o da ne !? Bir kız geçiyor... LAN ! ARWEN GİBİ LAN ! Çok hoşlanıyorum kendisinden. Ne yapsam ne etsem lan. Gidip direkt konuşamam. Çekinirim, utanırım. NE YAPSAM !? Eceye söyleyeyim en iyisi. Bir halt yapamaz ama lan o. Neyse söyleyeyim...



Bir halt yapamadı. Ne yapsam lan ! Tuğhana söylemem lazım sanırım. En samimi ortak arkadaşımız o çünkü. Söyleyeyim en iyisi... Aha ! düşüneceğini söyledi. Boyu da benden 10 cm uzun en az, yanlış mı yaptım acaba... Düşüneceğini söyledi ama 3 gün oldu, hala karşılaşamadık. Her gün böyle dolanacak mıyım böyle ? zaten dolanıyordum, neyse... Aha orada ! off içim bir garip oldu, ne diyeceğimi, ne hissettiğimi bilmiyorum şu an. Çok heyecanlıyım ama. Konuşamıyorum da, hadi girişi gelişmeyi geç de sonuca gel. Gebericem yoksa meraktan. EVET EVET EVET ! Artık o benim sevgilim. Ne kadar da masum bakıyor lan, o da benim gibi utangaç sanırım.



Çok garip lan, normal arkadaşımla daha çok şey paylaştığımı farkettim. Ama farklı bir şeyler var: elini tutmaya bile utanıyorum şu an. Kurduğum cümlede adı geçince bile bir garip oldum. Fazla konuşmadığımı farketti, gizemli biri olduğumu söyledi bana. Haklı mıydı ki, ondan bir şey saklamıyorum aslında. İstemsiz miydi bu yoksa. değil sanırım, gizemli olamazdım çünkü ben çok sevecen biriydim. Sürekli gülerim. Aklım karıştı... Ben kimim ki ? Neyse siktir et, diablo ve warcraft oynamaya devam.



Yine o park. Bu sefer farklı ama. O artık benimle değil. Annesi öğrenmiş, velet kardeşi günlüğünü karıştırmış. Peh. Benim için ağladığını söyledi. İnanmalı mıyım ? İnansam ne değişecek ki. O artık benimle değil. Üzülmedim, daha değil...



Sonra o geldi, ufak tefek minicik bir kız. Ne kadar da tatlıydı. Geldi mi demiştim ? Pardon gitti olacaktı o. Bu kadar çabuk hem de. Başkasıyla çıktı sonra da hemen. Onun için bıraktı beni sanırım. Neyse artık...



Aa ! merhaba. Ben bir gerizekalıyım, senden de çok hoşlandım. Hayatımı sik diye sana tepsiyle sunuyorum şimdi, daha önce başkalarına da yaptığım gibi. Çünkü ben aptal bir çocuğum. Çabuk güvenirim, ne zaman büyüyeceğim konusunda da bir fikrim yok. Dota oynamakla meşgulüm çünkü.



Ovv. Yine sen, kardeşin kucağında. Resmi bir konuşma ve gülüşme. Eve geçiyorum. Sonra tekrar karşılaşıyoruz. Belli ki otobüs durağında beni bekliyorsun. Niye orada duracaksın ki zaten. Belli ki aramızdaki durum bitmemiş daha. E konuşalım o zaman. Bir şey hissetmiyorum ama sana karşı. Hatta "burada olduğumu belli etmek için atıyorum bu mesajı" mesajına da sinir oldum. Çok sinir oldum hem de. Neyse konuşalım. NEEEEE SEN BEHEMOTH MU DİNLİYORSUN, NASIL DİNLERSİN LAN. SEVMEZSİN Kİ SEN, SEVEMEZSİN. SAYGISIZLIK EDİYORSUN BENİM MÜZİĞİME RESMEN !!! SİKTİR GİT. Evet beyler ve bayanlar. Üstünden geçen yıllara rağmen eskiden ben olan bu gerizekalının kurduğu bu cümleyi asla unutmam, unutamam. Belki de ilk ve son sevgilim olacak kişiyi böylelikle hayatımdan çıkartmış oldum. Aslında şimdi bakıyorum da, en iyisini yaptım belki de. Bilmiyorum. Hala rahatsızlık duyuyorum, çünkü belki de en kötüsünü yaptım. Bilmiyorum, bilemiyorum...



Ahh, yıllar geçmiş. Ve ben artık biraz büyümüşüm. Acı bir kaç tecrübe daha yaşamış, artık tabir yerindeyse yaşlanmışım. Çünkü görmemem gereken, duymamam gereken, söylememem gereken bir sürü şey yaşamışım. İnancım pek yok artık. Ama dur, o kim ? uhuuu, tanrım çok hoşlandım. Ne süper bir hatun lan. Pat diye girdi hayatıma, tabi ben de onunkine. Mutlu muyum ki ? bilmiyorum. Sadece olacakları izlemek istiyorum. Çünkü daha başından fake attı. Görmedim sandı, gördüm. Hep görürüm. Sanırım mutluyuz. Ama faul üstüne faul yapıyor. İstiyorum ya da istemiyorum, duymak istediğim bu dedirtecek bana en son yolun ortasında. Ruhaleti davranışlarına yansıyor, farkında değil. Bir şeyden çekiniyor ya da.



Bilmiyorum, yine bilmiyorum. İzlemeye devam edeyim en iyisi.



İzliyorum, çok garip. Göğsümde ağladı bugün. İlk damlayı gördüğümde benim için ağlamıyorsun değil mi dedim içimden. Ama davranışlarımı değiştirmedim tabi. Göz yaşını sildim, kahveyi devirdim sonra. Üzülme dedim, benim için üzülme dediğimi sandı. Üzülme demiştim ama ben sadece. Benim için dökülmedi o göz yaşları, biliyordum içten içe. Çaktırmadım, çaktırmam zaten... (1 gün sonra) Ve şimdi yanından gidiyorum, neler olacağını hep beraber göreceğiz. Büyük ihtimalle bir hafta sonra ayrılırız. Çünkü:



Passion burns like fire carried by the wind



the end of a time, a time to begin.

Bunu ileri görüş testi olarak yayınlıyorum.







Facebookta paylaştığım bu iletiye dayanıyorum. Biliyorum, hissediyorum. Yapamayacaksın, başaramayacaksın. Ama hala sadece izliyorum, merak ediyorum. İlişkimi psikolojik gözleme alet etmişim gibi hissediyorum. Değil ama, bu ilişkiyi akıl oyunları mantığına baştan sen çevirdin. Böyle olsun istemezdim, ama sen yaptın bunu. İzlemeye devam o zaman...



Eve geliyorum, sevgilim diye gelen mesaj beni mutlu ediyor. Başaracak mı lan acaba diyorum kendime. Devam etmesini istediğim bir ilişki çünkü. Ayrılmak istemiyorum, ama ayrılmak konusunda çekincem yok. Ve o akşam ayrılıyoruz. Başaramıyor. Yapamıyor, yeterince güçlü değil çünkü. Tişörtünü napsam diye düşünüyorum. Saklayayım lan en iyisi diyorum, o da benim tişörtümü saklar mı acaba diyorum. Sonra yatağıma yatıp bu yazıda geçen ve geçmeyen bütün ilişkilerimi gözden geçirip uyuyorum. Ve yazıyı bitiriyorum.

Eylül 06, 2011

Colcage Misvak Özlü

Her zamanki gibi bir gündü. Akşam uyandım, bir şeyler atıştırdım ve daldım gitarıma saatlerce. Ara ara nete yazıp sigara molası verdiğim zamanları saymazsak, aslında başka bir şey yaptığım da söylenemezdi. Köye gideceğimizi söylemişlerdi. Bilmiyorum dedim. Abime gidecek misin dediğimde:

-Sen gidiyor musun ?- Peki sen gidiyor musun ?- Bilmiyorum- Açık söylüyorum, sen gidiyorsan ben kalıyorum, sen kalıyorsan ben gidiyorum.- Aynısı geçerli, önce sen karar ver.

Şeklinde bir konuşma geçti. Gideyim lan dedim, bir hafta netten ve gitarımdan uzaklaşayım, nerden geldiğimi bir de bu gözlerle göreyim dedim. Yıllardır gitmiyordum çünkü. Neyyse, vardık köye. Şöyle çevreyi bir dolandım. Eskiden hatırladığım ağaçların bayağı bir kısmı yoktu. Su kenarında oynadığımız yer düzeltilmişti, kimse oynayamazdı artık orada. Oturup kayısı çekirdeği kırıp yediğimiz merdiven kapatılmıştı. Ve en önemlisi, güleryüzle karşılayan bir anneannem yoktu. Sırf ben pestil seviyorum diye, yaparken elini kesmişti kaç kere. Oraya kadar gitmişken mezarına bile gitmediğimi şu an bunu yazarken farkettim. Tiksindim kendimden... Neyse....


İlk günler her zaman yaptığım gibi ustaca bir şekilde 2 oda bir salon evde bile tek kalmanın yolunu buluyor, kenara çekilip müzik dinliyordum. O günlerden birinde uyumadan önce dişimi fırçalarken farkettim "colcate misvak özlü" Acaba kaç yıldır duruyordu ki orada ? gözlemlediğim üzere bir çok şey değişmişti. Güneş enerjisi yokken sobayla su ısıtılıp banyo yaptığımız o yerde(bir keresinde kuzenim 2-3 yaşlarındayken dötünü yakmıştı o sobada. Sinirlenip şampuanı fırlatmıştı bir de sobaya :D) resmen demirbaş gibi duruyordu o diş macunu. Demek ki ulan o değişmiş bu değişmiş diyordum ama, bazı şeyler de değişmemişmiş meğerse. Dedim ki, madem bir şeyler değişmemiş. E bir de farklı gözle bakalım buraya. Sanki bir şeyler değişmemiş gibi. Sanki o elinde sapan alıp bağ bahçe kuş arayan çocuk gibi. Kuzene dedim ki gel bir dolanalım bağ bahçeleri. Gezerken eski şeylerden bahsettik hep, eskiden önümüzdeki dereden çok su akardı, karşıya geçmem mümkün değildi. Şu an sahip olduğum leylek bacaklarla bile. Şimdi ise su akıyor demek için şahit gerekirdi. Neyse, bir şahsı gördük. Tanımıyorum ben, kuzenim tanıyordu. Selamlaştık: ben seni gız sandım ehi ehi ehi diye güldü. Baktım suratına şöyle bir, gülümseyerek "e saç uzun olunca" şeklinde cevapladım. Bu adam çevresinde olgun bir birey olarak tanınıyor. Ama ehi ehi ehi diye cümle kuruyordu bana, çok ilginç(1)

Neyyse, kuzen dedi ki bizim köye gidelim. Mangal yaparız içeriz falan. Düşündüm bayağı. Uyuşuk bir haldeydim. Kalk lan dedikten sonra çare kalmamıştı ama. Gittik, babannesini görmeyeli nerdeyse 6-7 yıl oluyordu. Beni ablam sanacak dedim saçtan dolayı, Hoşgeldin ereen dediğinde şaşırdım. Bu yaşlı insan beni tek bakışta tanımıştı bu kadar yıla rağmen. Yaptığı içli köfteler de çok güzeldi. Kuzenimin kuzenleriyle kaynaştık sonra. Onlar da tanımıştı beni. Hepsi candan sıcak insanlardı, sanki hiç zaman geçmemişti görüşmeyeli. Zaten yılın bir tek o zamanı herkesi orada bulmak mümkündü. Köyler eski köyler değildi artık, herkes bir yerde bir şeyler okuyordu. Mühendisinden sanat tarihine kadar. Herkes bir şeyler anlatıyordu. Ama farkettim ki bazıları aynı şeyleri anlatıp duruyordu. Ne kadar çok konuşuyordu lan bazıları. Vır vır vır, içi boş şeylerdi hep. Dolu gibi gösteriyordu ama(2). Bir şey de demedim. Ama kimsenin bunda bir sorun bulmaması daha ilginçti(3).

Dağa falan çıktık elde tüfekle. 1 tavşan 1 kara tavuk 1 de sincap gördük. Ama hepsi menzilin bir hayli dışındaydı, sincabı saymıyorum. Vurmak istemeyiz onu. Dağ dediğim de bildiğiniz dağ bu arada. Çıkarken 3 kere mola verdik götümüzden nefes alıyorduk yani. Vuramadık sonuçta. İnerken ibibik mi deniyor, ağaç kakan gibi ama daha şeker bir kuş var. Bahsettiğim çok konuşan şahıs vurmaya yeltendi. Dur dedim, yiyebileceğin bir kuş değil, niye vuruyorsun ? Cevap veremedi. E vurma dedim. İndirdi tüfeği. Yürürken yolumuzun üstünde durdu kuş. Biz 2 metre yaklaşana kadar bekliyor, yaklaşınca da 20 metre ileri konuyordu. Bu kadar uysal bir canlıyı vuracaktı yani... Şunu farkettim bu esnada, anadolu çocuğuyum lan ben. Entellektüel ayağına yatıp eleştiri bombardımanı yapıp, gözde bir üniversite içinde aldığı alkolün etkisine tepki olarak oluşan durumu ağaç dibini ıslatarak geçiştiren adam değil. Dağın tepesinde bile ağaç dibini ıslatmayan, benliğini kabul eden adam. Üzülüyorum bu konuda bazen, ben buralardan uzaklaştıkça yarın öbürgün olursa ki çocuğumun da görme ihtimalini azaltıyorum. Ama hayır arkadaş, kulağından tutup getirme pahasına da olsa görecek o velet buraları. Bizim gerçek özümüzü kültürümüzü görecek. 

Fazla konuşmayı sevmem, o yüzden konu atlıyorum tekrar.

1-2-3ü dikkat çeksin diye değil, işaretlemek için yazdım. Ne kadar garip değil mi ? Aslında gayet mal şahıslar çok yakın çevremizde bulunabiliyor, ama biz subjektif çerçeveden baktığımız için bunun farkında olamıyoruz. Sürekli duyarsınız şunu " vay şerefsiz, vay adi, vay ipne " peki sen nesin arkadaş ? diyebiliyor muyuz ? ya da "peki ben neyim arkadaş" diyebiliyor muyuz ? Ben diyebiliyorum ve vicdanım oldukça rahat bu konuda. Hiçbir zaman kendi kendime kasıntı triplere girmedim, girmem de. Ben ne malsam oyum. Herkesin kendinin ne mal olduğunu bilmesi temennisiyle noktayı koyuyorum, ahan da  koydum.

Spiritualerening

Ağustos 26, 2011

seattle'da bir kurt



Nirvana senee, kaçtı lan. İşte o yılda Kurt Cobain tarafından kurulmuş bir grup. Kurt ağır olaraktan The Beatles ve Black Sabbath hayranı bir genç. Diyor ki: lan biz bunları bir harmanlasak, nolur ki ? Bir Black Sabbath gibi coştursun, bir The Beatles gibi dindirsin. Ve bu düsturla dalıyor piyasaya, şarkılarında da farkedersiniz bu olayı eğer sıkı dinleyiciyseniz. Neyyse, bayağı bir kilometre taşı da oluyor. Kendisi tek kat vokal kullanmayı (yani vokali tek sefer kaydetmeyi) düstur edinse de, hatırlamadığım bir prodüktör diyor ki: La Beatles da çift kat vokal kullanıyordu. Hadi koçum hadi yiğidim, kabul ediyor bizim delikanlı da. Sonra turneler şan şöhret para para paraa. İyi para kırıyorlar açıkçası. Dönemin Punk ve Grunge dönemi olduğunu göz önüne alırsak tam zamanında patlıyorlar. Piyasa neyi istiyorsa onu verirsen paranın amına korsun. Bu işler böyle. Bu kadar üne sahip olmasının nedeni de bu, zamanlama. Misalan günümüzde bir çok grup yerlerde sürünüyor, niye biliyor musunuz ? Geçmiş yıllardaki nu-metal patlamasından. Kimse dönüp bakmadı bile çoğuna, nu-metal hell yeahti çünkü.


Neyyse, Kurtün intiharı da grubu efsane yapmaya yetti de arttı. Genç, başarılı, ünün amına koymuş adam intihar ediyor. Piyasa durur mu ? Gençlerin idolü artık o. İntiharı üstüne de bir sürü spekülasyon mevcut. Karısının öldürtüğü felan söyleniyor. Benim şahsi görüşüm ise bunun hurafe olduğu. Genç, yakışıklı, ünlü bir müzisyenle evli olacaksın, ve onu öldürteceksin :D yok artık. Kadınlar kendi bindiği dalı kesmez gençler. Biz erkekler gibi mal değil onlar.


Günümüzde ise 14-18 arası gençlerin favorisidir kendisi. Oradan bana ergen mi diyorsun ? diyenler çıkacaktır. Genç onlar abicim, adam intihar etmiş. Cool düşünceler bunlar onlara göre. Müziğe hayran kalıyorsan sana lafım yok, üzülme. Müzikten laf açılmışken:


Müzikal açıdan ele alırsak da pek bir sik yok açıkçası. Sanatı düstur edinmiş bir tarz değil çünkü. Ben bunu anlamıyorum açıkçası. Bir müzisyen istediğini yapsın tamam, lafım yok. Herkesin kendi zevki var, ama sanat önemlidir be abicim. Sanat icra ediyorum ibaresi ortadan kalkıyor bu tarz müziklerde. Sonuç olarak nirvana, müziğiyle değil zamanlaması ve spekülasyonlarıyla efsane olmuş bir grup. Kimse müzikle ünlü olamaz zaten onu bir kenara yazalım. Dinleyiciye istediğini veriyor musun ? Tek soru bu.




Spiritualerening

Ağustos 24, 2011

Hayal ve Gücü

Ya olursa ? The time machine isimli filmin kilit cümlesidir kendisi. Yıllar yıllar geçse de aklımdan silinmez o sahne:

- İnsanların en büyük salaklığıdır, ya olursa demek


- Doğru diyorsun ama bir şeyi unutuyorsun, ya olursa ? Kaboom


   Cümleler 1e 1 olmasa da buna benzer bir konuşma geçiyordu. Olayı da gayet iyi anlatıyordu açıkçası. İnsanın yaşamak için hayal gücüne ihtiyacı yok, ama ihtiyaç duyulan anlar da mevcut. Misalen bir genç klişesidir, off hatuna bak aboo. Hayalgücü devreye girer. Ben de hiç olmadı öyle bir şey açıkçası. Saçma geliyor. Hayaller gerçek kimliği kazanamayacak kadar soyutsa, üstüne gitmenin de bir mantığı yok gibime geliyor. Buna rağmen insan ister istemez boş hayallerin kurbanı da olabiliyor. Ya karşıma çıkarsa ansızın ? ne yaparım ? ne derim ? o ne der ? özlemiş midir acaba benim onu özlediğim gibi ? tekrar bir araya gelir miyiz ? gibi sorulara boğulduktan sonra, en beklenmeyen anda karşına çıkar ve ne sen hareket yaparsın ne o. Bir anlık duraksamadan sonra ikiniz de yolunuza devam edersiniz. Bak aklıma geldi mk. Ben yürümeye devam etmeseydim belki oturur bir şeyler içerdik, sohbet ederdik. Eski günlerden konuşurduk. Gözlük hiç yakışmamıştı ama. Tiki olmuş görmeyeli. Yazık...


Neyse dağıtmayayım daha fazla. Hayal gücünden bahsediyorudum sanırım. Evet hayal gücü, gerçekten güçlü müdür hayalin gücü ? Evet, şu an ben ayağımı bir 10'' bir kabinin üstüne atmış elimdeki üstünde harf ve rakamlar olan tuşlarda gezdirip bir pencereden bunları okuyabiliyorsam hayal gerçekten de güçlü. "Gerçekçi ol imkansızı iste" ne güzel söz değil mi ? açıkçası yarram gibi söz. "imkansızı isteyin" denilseydi bir mana taşıyabilirdi ama iste olunca boş oluyor o söz. Şans faktörü yeterince yüksek değilse, kimse imkansızı başaramaz. Başardım diyenler imkansızı değil, imkan dahilinde olup başarması güç olan şeyleri başarmış olanlardır. Misalen, Muhammed Suiçmezin yazdığı bir soloyu ben şu an çalabiliyorsam bu imkansız değil başarılması güç bir şeyi yapabildiğim anlamına gelir. İmkansız değil çünkü o, insan yapmış sonuçta mk neyi imkansız ? Evet bu da benim en büyük hayallerimden biriydi açıkçası. Yerine getirince de öyle triplere girip LAN LAN LAN EVRAKAAA da demedim. Hayalin en güzel yanının sonunun olmaması olgusuyla karşılaşıyoruz burada. "Hayallerim gerçek oldu"dan daha saçma bir şey duymadım hayatımda. Hayallerin gerçek olduysa senin hayal gücün bir hayli zayıfmış. Aslında o hayal gücü de değil takıntı olur (Bak bak tespite bak, spontane yazınca öyle oluyor tabi). Hayal gücü sınırı ucu bucağı olmayan olmayan, her zaman için yenilenen, gelişen, kendini aşan, aştığı kendini aşmayı da hedef edinen bir olgu. Bu sebeptendir ki hayaller gerçek olmaz hiçbir zaman. Sadece kademe değiştirir. Hayal gerçek olsaydı adı hayal olmazdı. Peki ya hayal gücü olmasaydı ? Ben malak gibi okula gidip gelseydim her gün. Ne kadar sıkıcı olurdu değil mi ? Ama, hayal gücüm olmasaydı ben şu an üniversiteden mezun olmuştum. Tam da bu dönem, ama an itibariyle önümde 3 sene var gibi duruyor. Hayal gücü dozajı aşıldığında gerçekten zararlı o zaman. İşte bu sebeptendir ki gerçeklerle hayaller arasında fark olduğunu idrak edebilmeli insan. Ne somut, ne soyut. İnsan arasını tutturabilmeli ki gerçekten ikisi de bir işe yarasın. Hayaller gerçeğe yavaş yavaş, parça parça karışabilmeli ki hayatın bir anlamı bir tadı olsun. Ben bir hayli uzağım sanırım bu olaya şimdilik. Odamda sandalye göt çürütürken hayallerimden sadece birine odaklanabiliyorum çünkü. Ama olsun, hayat bir şekilde yaşanmalı. Yavuz Çetin gibi acizlik edecek halimiz yok.

Ayrıca söylemek istediğim bir şeyler var: Ceylan dudaklarini oksayip, kiraz saclarina bakmak, sirma gozlerini opmek... Hayir ! Bizim askimiz: Fenderle death metal kasmak, klasik muzikte headbang yapmak, black metal dinledikten sonra elhamdulillah demek gibiydi, gibi, gibecek

Lan istanbul, 3. köprü sana girsin. Doymadın benden aldıklarınla, o doyursun seni.

http://www.youtube.com/watch?v=7E-RTI-H2oI

Spiritualerening

Ağustos 22, 2011

ergendik büyüdük

Ama ne kadar ?


- Bu kadar
- Mahallemizde büyük istemiyoruz.

Büyümek önemli bir terim olmakla beraber farklı yerlerde farklı manalarda kullanılabilir. Misalen asansörde öpüştükten sonra eve girecekken "dur lan arkadaşlarına rezil olmayalım" da mevcut olan büyümeyle başlıktaki büyüme bir hayli farklı. Şu an bahsi edilen büyüme yanlış yer ve zamanlarda gerçekleştiğinde bir hayli kötü sonuçlara yol açabiliyor. Neyse konu o değil.

Ergen şahıs büyürken farklı olduğunu, i'm the legend posteri edasıyla her fırsatta ve her yerde bangır bangır söylemektedir. Peki bunu niye yapmaktadır ? Çünkü o bizim gibi değildir, o her zaman doğruyu bilmektedir. O ki, olric de amma moda oldu be dedikten sonra olric hakkında yazmaktadır. O ki aynı konuyu 50 kere farklı şekilde tartışmaktadır, fakat farklı şeyler tartıştığını sanmaktadır. Peki bu ergen şahıs ne zaman büyümektedir ve bunun farkında varmaktadır ? Bu güzel sorudur ve cevabı kriptonda dahi bilinmemektedir.

Ama ben zat-ı muhterem şahıs, bu konuya açıklık getirmekle yükümlü olduğum genç beyinlerin gerizekalılıklarını görmezden gelemez, bu soruları cevapsız bırakamazdım. Eğer ki bir insan 25 yaşına gelmiş de hala subjektifliğin mutlak gerçeklik gibi tartışıldığı yerde kendi açısını yedirmeye çalışıyorsa, kaçın oradan. Ergenlik yaşta değil baştadır çünkü. Bu kişiler büyümez, baba olduklarında da çocuklarını böyle yetiştirir. O yüzden evlenilmez de. Ha ataerkil takılıyoruz panpa diyorsanız sorun yok. Amma velakin gel de gör ki bu ergenlerin (hele bir de para kazanıyorlarsa var ya, piuuu) bu tavırları zaman zaman sıkıcı olmaktadır ve susularak "he" şeklinde geçiştirilmesi gerekmektedir. Peki niye bu metod takip edilmelidir ? Çünkü susmanın bir erdem olduğu kendilerince bilinmemekte, bu sebepten uygulanamamaktadır. Papağan gibi oradan buradan ezberlenmiş cümlelerle habire laf sokulmakta(!) orjinal verilen yanıtlara iste tabir yerindeyse radyo kanalı değiştirilerek farklı frekanstan yayına devam edercesine cevaplanmaktadır.

Hepsini bir kenara bırakırsak: gitar çalmamı bölerek yazı yok mu dede diyen arkadaşlar bulunmaktadır. Ayıp etmektedirler kendileri, çünkü eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek şeklinde bir kalıp bulunmaktadır. Karpuz kabuğu ise gemiyleriyle ünlü olmaktan ziyade güneş altında soğuyan karpuz teknolojik açıdan bize yeni ufuklar açmaktadır. Nitekim japonlar karpuz bizim memleketin ürünü diyerek rakip çıkmakta, piyasayı kızıştırmaktadır. Hepsinden de öte, dağdan kestim kereste.

Spiritualerening

Ağustos 20, 2011

İnsan Ve İlişkileri

Milyonlarca yıldır süre gelen, süre gelmekle de kalmayıp bir nevi sürükleyip getiren bir olgu olsa gerek insan ilişkileri. İnsanlar ilk ne zaman ayrıştı da sonradan ilişki kurma gereksinimi duydu ? Güzel soru bence. Neyse konumuz o değil. Bugün insan ilişkilerinin parametlerinden ve parametre bozukluklarından bahsetmeyi planlıyorum.İnsan ilişkilerinin cereyanı bulunduğunuz çevrenin sosyo kültürel durumuyla, aldığınız eğitim ve kültür seviyesine göre değişkenlik göstermektedir. Peki neden böyle yapmaktadır ? Çünkü insan ilişkileri bir nebze yavşaktır ve nabza göre şerbet vermektedir. Peki bunu yaparken haklı mıdır ? Cevapsa gayet açık olmakla birlikte bir hayli bulanıktır. Bence haklıdır ama. Sebeplerini örneklerle açıklayabilirim:

Yer: güven park, olay: minibüs sırası.Olay cereyan etmeden önce birkaç şey daha belirteyim. Bildiğiniz üzere iş çıkış saatlerinde güven parkta bir kuyruk oluşur ki, zannedersin ejderha kuyruğu. Kıvrıl kıvrıl kıvrıl. Başı var sonu yok. Neyyse, ben bu kuyrukları otobüsler için sanıyordum. Sonuçta otobüs daha seyrek hareket ediyor minibüse göre. Dikmene gitmek için minibüse bindim, geçtim arkaya oturdum. Sosyal demokrat görünüşlü bir ablamız(!) beyfendi siz sırada değildiniz niye oturdunuz dedi. İrkildim olduğum yerde, ben nizama dikkat eden bir insanımdır çünkü genellikle. Pardon hanfendi bilmiyordum özür dilerim dedim, kalktım yerimden. Kadın konuşmaya devam ediyor bu esnada... Hep böyle yapıyorsunuz yok öyle yok şöyle falan... Dedim ki hanfendi kusura bakmayın ben buralı değilim, bilmiyordum. Ve gördüğünüz üzere çıkıyorum. O esnada 50 küsürlü yaşlarla bir amca ! yav bu gençler hep böyle yapıyor demez mi, şarteller attı bende. Işık hızıyla elimi arka cebime attım,  VE ! üniversite kimlik kartımı çıkartım adamın yüzüne tuttum. Dedim ne yazıyor burada oku oku, buralı değilim dediysem değilim. Bu esnada bir de gözüm kaydı ki ne göreyim, minibüs şöförü bana bakıyor. Atladım araçtan ve bir saat daha uğramadım güven parka.

Yer: hisarüstü, olay: benim gerizekalılığım.Bir sevgilim vardı, boğaziçinde okuyordu kendisi. Sevmiştim kendi zamanlıca. Terketmesi de fena koymuştu açıkçası. Onu da açıklayayım. Kendisi bana: Beni bırakıp gideceksin değil mi ? demiş, sonra yatakta sağa yatmıştı. Unutmam o kareyi. Aslında bırakıp gidecektim. Ama o hareket içimde bir şeyleri kıpraştırmıştı. Oha lan demiştim, ben nasıl yaparım bu kıza bunu. Onu sevdiğim an da, o ana tekamül eder açıkçası. Beni terkederken bile aklıma o kare gelmişti yani o derece. Neyse, konudan sapmayayım daha fazla. Hayatımda sadece bir kere komik olmaya kasmıştım, o da bu olayın çevresindeki zaman dilimine denk geliyor. Espri yapmaya kastım kastım kastım, yok. Tık yok. Dedim ne oldu can ? ayrılmazdın, bir an yanımdan. Ne oldu can ? Üstüne üstlük bir de şiveyle sevimlilik yapmaya çalıştığımda resmen tüyü dikmiştim. Hani şiveyi de yapamamıştım ! resmen barzo diksiyonuna çevirmiştim. (Lafı balla kesiyorum, ben olsam ben de beni terkederdim bu olaylardan sonra) İşte insan ilişkilerindeki parametre bozukluğu bu noktada devreye giriyor. Kendisi buz gibi bir hatundu, aristokrat tripleri felan. Bense sıcak kanlı anadolu insanı bakış açısıyla iletişim kurmaya çalışmıştım. Peki niye ? O olaydan dolayı. Fazlasıyla ısınmıştım çünkü. Bu da benim gibi(samimi olmadığı ortamlarda) katı, az konuşan, asosyal takılmaya özen gösteren bir insanın erimesi anına denk gelmektedir. E sonucu da iletişim bozukluğu olarak alındı.

Bu iki örnek parametre bozukluğunu açıklamak için yeterli örnek sanırım. Bir insanla anlaşmak için parametlereleri tutturmalısınız. biriniz t den türev alırken ötekiniz k dan türev alırsa, olmaz o iş. Tutmaz o denklem. Parametre denkleştiricisi olan empatinin ülkemizdeki durumunu ise bir önceki yazıda belirtmiştim. Tekrar girmek istemiyorum o yüzden o konuya, o yüzden burada kesiyorum. http://www.youtube.com/watch?v=K0IZ726l-TA yazı boyu bana eşlik eden bu arkaşa da başarılar diliyorum

Spiritualerening

çok zor

Çok zor lan. Valla... Ben nasıl empati kurayım ki karşımdakiyle ? Benim bir yaşam tarzım var. Babamdan öğrendiğim, amcamdan öğrendiğim ve bu yaşa kadar yetiştiğim çevreden edindiklerim. Başkalarının babaları, amcaları, çevresi yanlış öğretiyor. Benim babam süper biri çünkü, idolüm resmen. Güçlü karakter. Onların babaları ezik ıyy kaka. Nasıl yanlış olabilir ki benim ataerkil öğretilerim ? Tamamiyle doğruluğu ve dürüstlüğü düstur edinmiş bir insan nasıl yanlış düşünebilir ? Acaba onun babası nasıl düşünüyordu ? ya onun babası ? ya onun babası !?

Gibi gibi, projeksiyon güzel bir metod olmakla birlikte kendin hakkında daha fazla şey öğrenmen de işten bile değil. Karşıdaki kişinin kendisinden tiksinmesini güle güle izlemek gibi bir hazzı yaşamak, başka neyle sağlanabilir ki ? Sağlam temelli olmayan görüş/fikirlerle rijit bir açıdan hayata bakmanın ben ve benim gibi insanlara mizah malzemesi olması üzücü olsa da, çok komik lan askdjhaskldhasldkjh. Ve geniş bir açıya sahip olduğunu düşünerek bastırdıkça bastırması... İnsanın dudaklarından şu 2 harfi söküp alıyor resmen: ZAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA. Neyse:

Hayat da böyledir aslında. Özet geçilmiş hal bile uzun olsa da, okumayı bilen için uzun hali bile bir özettir. Sosyal mesajı da verdiğime göre, bir çay koyayım.

"Spiritualerening"