Eylül 04, 2011

Kimdir


Vatandaşa sorduk kadın kimdir diye. Enteresan cevaplar aldık. Tabi.herkesin farklı bir görüşü var bu  konuda bakış açısı ve ilgi alanına göre. Fakat bu yazıda sadece gerçekler var. Buyurun;
Kadın osurur bi kere ve geğirir.
Kadın yalan söyler bazen gerekmese bile.
Kadın yakışıklıya bakar.
Kadın çok soru sorar.
Kadın zekidir genellikle. Belli etmese de.
Kadın hisseder.
Kadın aşık olur.
Kadın evlenmeyi düşlemez her zaman.
Kadın cesurdur.
Kadın iyi tavla oynar.
Kadın çoğu erkekten daha dayanıklıdır alkole. (her kadın değil elbette)
Kadın aynı anda birçok işi birden yapabilir, hepsine aynı ölçüde dikkat verebilir.*
Kadın her şeyi hafızasına kaydeder, dikkatli olmak gerekir.
Kadın beğenilmeyi sever.
Kadın takdir görmek ister.
Kadın güler ve ağlar. Ve aman biri görür mü diye endişelenmez. Bu zayıflık değildir. İnsanın duygularını gizlememesi en büyük cesarettir.
Kadın “ilk adım”ı atmaktan çekinmez. (evet, var böyle kadınlar da)
Kadın en parlak fikirlerin mucididir.
Kadın detaycıdır ve düz mantık onu incitebilir.
Kadın eğer bir erkek onu çok incittiyse, sinsi planlarla o erkeği mahvedebilir.
Kadın gerçekten de tehlikelidir.
Kadın diğer kadınlarla çok anlaşamaz.
Kadın rekabet etmeyi sever, “en” olmak ister.
Kadın bencil ve şımarıktır.
Kadın asidir, çoğunlukla pasif agresif.
Kadın bastırılmaktan nefret eder.
Kadın cevabını bildiği sorular sormayı sever.
Kadın erkekleri anlayamadığını söyler ama anlayamadığı bir şeyi gayet güzel idare edebilir.
Kadın dokunmayı ve dokunulmayı sever.
Kadın ürkek olduğu kadar vahşi de olabilir.
Kadın sevişir de.
Kadın sevişmeyebilir de.
Kadın kimseye ait değildir.
Kadın burnunu da karıştırır.
Kadın uyurken salyaları akar bazen.
Kadın horlar hatta.
Kadın gerçekliği istediği gibi bükebilir.
Kadın histeriktir.
Kadın saçmalar.
Kadın belki de tüm bunları inkar eder.
Ve kadın bunları yazdığım için bana kızar.

Kadın bunların hepsinden çok daha fazlasıdır ve aynı zamanda bunların hiçbiridir. Ahengi sağlayan güzel ve çirkin olan şeylerin birleşimidir. Hümanizm ve iyimserlik güzel şeylerdir.
Son olarak; kadın tüm saçmalıklarının dinlenmesini ister.
Ben bir kadınım, saygılar.

quaviel.

Yazar Kafa

Yolumu bulabilmek icin doke saca kaciyorum. Kiriklardan sana geri donebilir miyim dersin? Tum kiskancliklarimi yanimda goturuyorum. Onlara bir gun ihtiyacim olacak. Bilincli tuketiciler islerini bilirler. "Benden baskasina dokunmussun"lar bileklerimde. Bombalarin arasindan geciyorum. Kulagimda patlama sesleri. Herkesin bildiklerini yuzume gozume bulastiriyorum. Temizleyemiyorum aklimin mintikasini. Etrafimda yalanlar, yalancilar. Hani bir sanatci olsam, "Altin Tabanca" odulu verilse bana; bambambambam. Ya da ucsam. Ucabilsem Eiffel'den atlayip intihar ederdim. Aynalarin gostermeyi unuttugu bi halim vardi, yere cakilinca o da kalmayacak, kesin.

Askin en sirret halindeyim su an. Elimi nereye koyacagimi bilmezken sakaklarima seni dayadim. Hayir cildirmadim. Sadece aklini cikarip aklima saplama istegi bendeki.

Ergendim ben, ya da sen ermislere benziyordun, bense sıkısıp kalmistim cocuklugumla kadinligim arasinda bir yere. Oyle derin bir his ki bu cigerlerim parcalaniyor, rahmimi bir cocuk tekmeliyor, analigim can cekisiyor, kadinligim beni terk ediyor. Kendimi sana saklayacakken sozde, hangi parcami nereye koydugumu bile unutuyorum gidisinle. Kendimden kopan parcaya "hoscakal" derken, beynimin klavyesi kiriliyor, kelimeler kiyafetsiz kaliyor, sairler bilegime dolaniyor, siirlere tapiyorum ben, kendimi sadece onlarla anlatabiliyorum: "Sana gitme demiyorum, ama gitme!"

Tanrim konusmaliyiz!

21 yasim gozlerimden bosaniyor su an. Durmayin devrilin cumleler! Uzerime dusun ulasabilirseniz; zira hic olmadigim kadar dipteyim bugun. Ugradigim hayal kirikligi karsisinda alci gorevi goremeyecek hicbir sey. Aklimda ise gereksiz satirlar:"Aslında hep farkındaydım senin için bir havaalanı olduğumun. İstediğin saatte siktirip gider, istediğin gece/özellikle ben uykudayken/ağzına sıçmak için uykularımın/ inerdin bana sertçe, frensiz, ışıksız, ve gürültülü! Bir merdiven akardı, akardı tüm basamakları ergenliğimin giderken sen... Çoğunluk ağlardım! Dişlerim ağarırdı inan. Bir köpek havlardı, bir kedi miyavlar, bir keçi geviş getirirdi. Tüm şehir siktir olup giderdiniz, tüm binalar, tüm sokak lambaları 
ve şiirler..." 

jjskiss

Eylül 03, 2011

Dolmuşum Ben

Tıklım tıklım bir dolmuştayım. Aylardan ağustos, şehrin en sıcak olduğu dönemler. Tüm pencerelerin açık olması fayda etmiyor, hava basık. Şükür ki arka taraflardaki ter kokusu buralara ulaşmıyor. Paydos saati yola çıkmamalıyım diye kendime kaçıncı kez hatırlattım ve bunu kaçıncı kez unuttum bilmiyorum. Ama sonuçta aylardan ağustos ve ben paydos saati dolmuştayım.
Hayatımızda hiç yaşamak istemeyeceğimiz anlar vardır. Eğer bu anlardan birindeysek, karnımızda kelebekler uçuşur, avuç içlerimiz terler, kan basıncımız yükselir ve kalp atışlarımız hızlanır; tansiyon değişiklikleri yaşadığımız da görülebilir hatta. “yer yarılsa da içine girsem”, “ensemde boza pişti”, “dünyanın kaç bucak olduğunu anladım”, “ oha falan oldum”, “kal geldi” gibi deyimlerle bu ruh halimizi ifade ediyoruz yüzyıllardır. Bilimsel açıklamalara göre; bu anlarda sempatik sinir sistemimiz devreye girer ve metabolizmamızda çeşitli değişimler görülür. Psikolojik açıklamaya göreyse, bu ruh haline anksiyete denir. Kurbanlık koyun gibi oturmuş, eve gitmeyi beklerken birazdan böyle bir ruh haline bürüneceğimi bilmiyordum tabi.
Toplu taşıma araçlarında gözlem yapmak enteresan sonuçlara ulaştırabilir sizi. Kendi kendine şarkı söyleyen gençler, birbiriyle bakışan çapkınlar, “şu kalksa da ben otursam” diye birilerinin gözünün içine bakan teyzeler. Umutsuzca 2 dakika önce aşık olduğu kıza bakıp evlilik planları yapan delikanlılar, bağırarak konuşan ve türlü hareketlerle birey olduğunu bizlere kanıtlamaya çalışan ergenler, herkesin parasını verip vermediğini kontrol ederken akrobatik hareketlerle araba süren şoför amcalar, akşam ne yemek yapacağını düşünen çilekeş kadınlar, sevgilileriyle mesajlaşırken inceden telefona doğru gülümseyen genç kızlar, iş adamı edasıyla çok yoğun ve önemli bir insanmış izlenimi verebilmek için gereksiz de olsa birilerini arayıp arka arkaya telefon görüşmeleri yapıp saatlerine bakıp duran adamlar ve bir de ben. Ah zavallı ben.
Alnımda biriken ter damlacıklarını elimle silmeye çalıştıkça daha da çok terliyor olmamın beni ele verip vermediğini anlamak için tedirgin gözlerle çaktırmadan sağa sola bakıyorken, acaba bu bakış beni ele verir mi diye düşünüyor olmam kaygılanmama yol açıyor. Gittikçe paranoyak olmaya başladığımı düşünürken yaşlı teyze bana doğru bakınca, “ acaba anladı mı ki?” diye düşünüp daha çok terlemeye başlıyorum. Gözbebeklerim büyüdükçe büyüyor. Eve varmama daha 15 dakika var. 15 dakika yani, 900 saniye. Çok uzun bir süre değil aslında, bekleyebilirim gibi geliyor bana. Sonuçta daha çocukken ailemiz tarafından eğitimini alıyoruz bazı şeylerin, o kadar da zor olmamalı, diyerek cesaretlendirmeye çalışıyorum kendimi. 300 spartalıyı düşünüyorum zor zamanlarda hep yaptığım gibi. “ i can do this” diyorum kendime, “this is spartaaa” diyorum. Ama metabolizma söz dinlemez ve sizi rezil de edebilir, vezir de. Rezil olmak üzereyim, saati tekrar kontrol ediyorum, 8-9 dakika sonra ineceğim dolmuştan. Sindirim sistemime lanet ediyorum ve Murphye elbette. Çünkü kimseler inmedi henüz dolmuştan. Hala aynı kalabalık mevcut. Sanki herkes benim rezil oluşumu görmek için bekliyorlar, her göz beni izliyor sanki, neredeyse benim inmeme de izin vermeyecekler gibi geliyor bana. Karnımda uçuşan kelebekler tedirginlikten mi yoksa karnımda kelebekler uçuştuğu için mi tedirginim bilemiyorum. Bu paradoks bir girdap gibi içine çekiyor. Ve kendi kendime bir daha adana kebap yemeyeceğim diye hatırlatıyorum. Karnımdaki kelebeklerin, midemdeki yanmanın, osurmak üzere oluşumun ve kokusunun hissedilip hissedilmeyeceğini düşünmekten ağarttığım saçlarımın tüm sorumlusu o adana!
Neyse ki çok az kaldı inmeme. Buraya kadar kazasız belasız gelmiş olmaktan dolayı kendimle gurur duyuyorum ve “ müsait bi yerde bırakır mısın kaptan?” diyorum şoför amcaya. İşte ne oluyorsa o an oluyor. Ayağa kalkıyorum, yanımdaki teyze yana doğru çekiliyor fakat kalkmıyor tam. Ben ona arkamı dönerek kapıya doğru yönelmek üzereyken akrobat şoför amca bir tümseğe girince işte o an 45 dakikadır verdiğim çaba boşa gidiyor. Tam teyzenin burnuna doğru salıyorum kendimi. Tam o sırada dolmuş duruyor ve kendimi dışarı atıyorum fakat dolmuş geçerken teyzenin bana bakışlarını unutabilmem mümkün değil. Öyle kırgın, öyle yitik ve öyle bayılmak üzere! Sırf şu tedirginliği yaşamamak için varımı yoğumu biriktirip kendime bir araba almaya karar veriyorum. Hakkını helal et teyzem, sayende büyük adam olurum belki…


quaviel

Eylül 02, 2011

89 Model Hissiz Grevci

Zamani durdurmasina gerek yoktu milyonlarca et yigininin. Bir hastane odasina, peygamber sozu gibi oluk oluk akiyordu kani kadinin..

O dusuncelerin kafasina hucum etmesine engel olamiyordu kadin, sanki beyni bir suc mahali. Binlerce kez ayni yerlerden gecmis olmasina ragmen ne katili, ne de sucluyu bulabiliyor. Yurumesi gerektigini hatirladiginda, ellerini cebine atiyor. Bir anahtar olmasi gerek oralarda, ama bulamiyor. Gozleriyle ellerini kolacan ediyor kadin, dolasan dusuncelerini bir sureligine cozuveriyor. Her seyi unutuyor ancak, aglamayi unutmuyor.


Adamin gozlerine bakiyor kadin. Aklindan gecen tum cumleler, bir anda kadina dusman kesiliyor. Az once begenmedigi kelimelerin yerlerini umarsizca degistiren kadin, kelimelerin attigi taslarla kaskati kesiliyor. Ilk goruste sevmedigi insanlar var kadinin. Bir de son goruste parmagini gozlerine sokup aglattiklari. Yanlisini yuzune tokat gibi carptiklari var. Ayni yolda yururken bir anda sarampole yuvarladiklari. Onlari dusunuyor kadin. Ve bir anda ellerini beynine geciriyor, farkina variyor. Artik sadece sesini yukselttikce korktugu, ritmi bozuk bir kalbi var kadinin. Agzini, elleriyle kapadigi yumruk biciminde bir kas obegi. 

Mirildaniyor...

"Tahammul etmeme izin verme Tanrim, kaldiramiyorum."

Soluksuz kalinan bir iki geceden sonra daha duzgun biri olma cabasina giriyor kadin. Girisiyor,butun dovus teknikleriyle agzinda burnunda dinamitler patlatiyor. Kulaginda cigliklar.

"Dagilmama izin verme Tanrim. Toparlayamiyorum."

Yuzundeki her cizgi, adama giden birer yol haritasi. Yamacin basinda adam, sonunda kadin.

Yol dumduz patika aslinda, ama adama vardikca dikenler canini yakiyor kadinin. Her adimda kaniyor. 

"Iyi insanlari cikarma karsima Tanrim. Kandiramiyorum."

Hamile bir kadinin istemedigi cocugunu bar tuvaletinde dusurmeye calismasi gibi bir ask bu. Her aglayista, tuvalet fayanslarinda uzanan bir cenin poziyonunda, yataga uzaniyor kadin. Perde acik. Kapi acik. Hava sert. Bakislarindan daha sert adamin. 

"Yatagin icinde bana arkasi donuk uyuyan adam. Sana olan sevgimdendir elindeki sigaraya ortak olmam. Opmeyi ogrendigim ilk gun, gozunun kenarindan optum once. Henuz ayagim takilmamisti o kocaman cukurlara, dusmemistim gamzelerinden hayatinin taaa icine. Gogsunde uyurken ogrendim ben kolunun ic kisminda opmeyi. Ben de bilirdim her turlu zorlukta seni terkedip gitmeyi. Bunlari sana anlatiyorum cunku, sana seni nasil tanidigimi anlatmaya ihtiyacim var. Umutsuzca ictigim her kahve falinda adinin bas harfine varmak, gorme yetimi kaybetmem icin Tanri'ya yalvarmama sebep oluyor.  Terorumsun sen benim, diktatorumsun. Bu savasin sonunda, ya seni kendi ellerimle oldururum. Ya da anne olup her gun yeniden dogururum."

Kadinin gozunde Istanbul'un martilari ucusuyor. Martilar, Ankara'ya varana kadar, birer birer boguluyor.



jjskiss

anne

(Candan Ercetin-Annem parcasi esliginde okunabilir.)


Bizim birbirimizi ozellikle sevdigimiz zamanlar vardir. 


Mesela, babam -kuvvetle muhtemel- sehir disindayken, cocuklar uyumusken, senin bana "Hadi bi kahve yap da icelim" dedigin, ama kahveyi hep senin yaptigin aksamlar.


Alkolu fazla kacirip midemi mahvetmem uzerine, sirf sabahki ehliyet sinavina rahatca gidebileyim diye, sabahin dordunde benimle beraber tip merkezi aradigin zaman.


Amerika ile Adana arasindaki mesafeyi sifira indirdigimiz anlar.


Ve biliyorum, hicbir zaman gozlerine bakip soylemedim ama, sen gozlerimden anladin hep, "Seni seviyorum." dedigim zamanlar.


"Senin kizin derde dustu mu ilk sana sarilir, ama inan, oyle bir yukselecek ki, sen 'Bu dertleri iyi ki cekmisim' diyeceksin" diyen falcilara inandigin zamanlar.


Bazen hayal ediyorum. Yaninda uzanmisim, basin omzumda. Orda uyuyakalmissin sanki, konusurken, film izlerken, herhangi bir sekilde iste! Gozlerin kapali. Elimi alnina suruyorum, Akdeniz'in ruzgarlari firtinalar kopariyor. Yanaklarinda yine Akdeniz'in sicakligi. Elimi yakiyor, elim usuyor. Ve o gozler en cok ben uzuldugumde agladi, biliyorum.


Sonra sahne degisiyor. Bu sefer, basim kollarinda. Sabaha kadar boyle yatabilirsin sen, kolun uyussa da aldirmazsin. Farkediyorsun sadece, buyuyorum. Kolunun uyusmasi da ondan. Sacimi oksuyorsun, kokluyorsun. O pahali parfumlere hic gerek yok sana gore, cunku benim kokum cennetin en guzel kokusu, hic degismiyor, 20 senedir ayni! Sen, ben kollarindayken cenneti yasiyorsun.


Seviniyorsun. Her basarimda, her mutlulugumda, hatta sacimi fonleyip "Ne guzel oldum ben yaa" dedigimde, birileri beni ovdugunde, hep seviniyorsun. Kendi ayaklarimin ustunde duruyor olmam sana yetiyor. 


Sonra korkuyorsun.


Bir anlik sinirle cekip gitmemden, her seyi geride birakabilecek kadar gozu kara olmamdan, yanlis bir karar verme olasiligimdan, birinin beni uzme ihtimalinden, babamin bana kizma ihtimalinden... Benim uzulmemden korkuyorsun. 


Bu aralar ne kadar uzuldugumun, yoruldugumun, yiprandigimin en cok sen farkindasin. Evet, belki gunlerdir rahatca konusamadik bile telefonda ama, sen yine de hissediyorsun iste, biliyorum. Biliyorum, cunku, 2 sene once kaza yaptigimda, ruyasinda iyi olmadigimi gorup sabahin korunde ilk arayan sendin. Biliyorum, ilk erkek arkadasimdan kiskandigimda seni, digerlerine hep mesafeli davrandin sen; hep savundugun gibi "Anne oldugun icin" degil, ben uzulmeyeyim diye. Biliyorum, senin icin sesimin titremesi bile yeter, aglarsam yatamazsin geceleri. 


Ben severim, ama soyleyemem, realist durusum buna engel olur biliyorsun. O yuzden, uzulsen de soylemiyorsun ben seni ne kadar sevdigimi soylemiyorum diye. 


Bugun benim icin yaptigin o kadar cok kanima dokundu ki... O hicbir annenin, 20 yasindaki kizi icin yapmayacagi bir sey benim gozumde, benim cevremde kimsenin annesi yapmazdi onu. Bunu yaptigin icin mi annesin, yoksa anne oldugun icin mi yaptin ikilemine dusmedim bile. 


Beni aradigin an gozlerimin dolmasi seni cok sevdigimdendi. Sesimin titremesi, bu kez utancimdandi. Ve, bunu ciddi ciddi soyluyorum, ben hayatimda ilk kez bu kadar cok utandim senden!


Aslinda, hayatta her seyden cok, seni hayal kirikligina ugratmaktan korkuyorum ben. Senin destegini kaybetmek olmekten beter benim icin. Ve herkesin onunde seni ne kadar sevdigimi soylemek icin yaziyorum aslinda bu yaziyi, gorme ihtimalinin olmadigini bile bile. Destegini cekme uzerimden, ben sensiz yalniz kalirim! Sen benim tek yara bandimsin!


Gecenin 3u. Gozlerimden akan yaslar hic durmuyor, sevgimizin buyuklugunu dusundukce daha da cok aglayasim geliyor!


Ben seni cok seviyorum! Yanimdayken, uzagimdayken, kahveni icerken, sana kizginken, ozluyorken, kar yagarken, yemek yaparken, sinemadayken, gulerken, intihar ederken, yalan soylerken, su icerken hep seviyorum!


Bir kac ay sonra bir yas daha buyuyorum, biliyorsun. Elimden gelse, inan buyumem, hep kucuk kizin kalirim..


Ama hayat izin vermiyor "annem"...


Biliyorsun ki, ben cakirkeyf oldugumda -aglarsam- babam yuzundendir.


Ama bilmedigin bir sey var.


Dinledigimde raki icme istegimi kabartan tek sarki var aslinda:


"Eller kadir kiymet, bilmiyor annem...
Senin kadar kimse sevmiyor annem..."


jjskiss